Tosya Haber37 Gazetesi Güncel ve Doğru Haberlerin Adresi

Çanakkale

Çanakkale
Nuri İbrahim Ateş
Nuri İbrahim Ateş( nibrahim.ates@diyanet.gov.tr )
124
18 Mart 2020 - 10:58

ÇANAKKALE DESTANI

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde, gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirtir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Değerli okur kardeşim; o gün savaşın çıkmasını bekleyen sömürgeciler pusuya yatmış, ölüm döşeğinde diye düşündükleri Osmanlının son nefesini vermesini bekliyorlardı. İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, Hint Ordusu, Kanada Güçleri  ve bir sürü etnik grup. Bir  de ne idüğü belirsiz anzaklar, ta Avusturalya’dan gelmişlerdi.  Mısır durağında zührevi hastalıklara tutulmuşlardı. Tıpkı corona gibi toplu ölümler gerçekleşti. Hedefleri Ayasofya’ydı. Vatikan vari bir oluşum düşünüyorlardı.

Kıymetli okur kardeşim, İngilizler paralarını bile basmışlardı, gemilerle İstanbul’a gelecek, ve orada bu paralar geçerli olacaktı. Ama Karşılarındakileri tanımıyorlardı.

Osmanlı birinci dünya savaşında birçok cephede savaşıyordu. (Yemen, Trablusgarp, Rus Harbi, Sarıkamış’ta tek kurşun sıkmadan doksan bin şehit, Edirne, Arap İsyancılar,)  Çanakkale sadece bir tanesi… Ve o gün  Çanakkale’de kimler yoktu ki, ülkemizin her köşesinden insan vardı. Edirne’den Kars’a her bir vatan evladı Çanakkale’den kefere yurda giresin diye oradaydı.

Komutanı sorup ta anasına mektup yazdığında ‘’oğluuum ben seni vatana kurban ettim dediği Kınalı Hasan misali bir çok cengaver vardı. Her evden bir şehit vardı. ( cepheden dönen askere annesi “sen neden şehit şehit olmadın”diye hesap sorardı.) Kastamonu’nun Araç ilçesine bağlı Ilgaz dağı eteklerindeki Güzlük köyü Çanakkale’de en fazla şehit veren köy olarak tescillidir. Tam 25 şehit vermiştir. O yıl liseler mezun vermedi, veremedi. Bütün öğrencileri şehit düşen Galatasaray, Konya ve İzmir liseleri 1915’te tek bir mezun veremedi.

Pakistanlı kardeşlerimizin fedakarlığı; MUHAMMED İKBAL’İN RÜYASI;Çanakkale’de savaşın en kızgın anlarının yaşandığı sıralarda, Pakistan’ın Lahor kentinde, en büyük alanlardan birinde , halkın büyük bir teveccüh gösterdiği muhteşem bir miting düzenlenir. Mitingin amacı Çanakkale ‘de çarpışan Türklere yardım ve gönüllü toplamaktır. Halkın büyük çoğunluğunun fakir olmasına rağmen, meydanlara serilen yardım sergilerine, kulaklarında ki küpelerini, parmaklarında ki alyansları, evdeki eşyalarını satarak elde ettikleri paraları atarlar kadim dostlarımız. Pakistan milli şairi Muhammed İKBAL çıkar kürsüye ve birkaç gün önce gördüğü rüyayı anlatır mahcubiyet içerisinde. Daha sonra da o gün tarihe mal olacak o meşhur şiirini okur halka hitaben; gece rüyasında Peygamberimiz (as)i rüyasında gördüğünü ve Çanakkale’yi konuştuklarını anlatır. İKBAL ile birlikte meydanda ki herkes hüngür hüngür ağlamaktadır. Gönderilen maddi yardımların yanında bir de içten dualar ederler Çanakkale’deki kardeşlerine. İçlerinden bazıları son kuruşlarını da verdikleri yetmezmiş gibi cephede savaşmak üzere gönüllü yazılırlar. Bütün bunların hepsi bir yana sessizce gerçekleşen bir olay daha yaşanır o gün. Yürekleri parçalayan, işte inanç bu, kardeşlik bu dedirten olay şöyledir; Meydanda ki bu muhteşem mitinge kucağında ki yeni doğmuş bebeği ile iştirak eden bir anne, yeni dul kalmış ve verecek bir şeyi de olmadığından eziklik içerisinde kıvranmaktadır. Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve efendi ile görüşmek istediğini söyler hizmetkarlara. Dilenci olduğunu düşünerek almak istemezler bu kadını. Fakat ısrar eder kadın ve çıkarırlar zengin efendinin karşısına. Efendi sorar ne istiyorsun diye. Cevap verir kadın; Bebeğimi sana satmak istiyorum. O devir de hizmetçi olabilecek küçük yaşta çocuklar satılmaktadır. Fakat bu yeni doğmuş bir bebektir. Hangi anne, canından çok sevdiği yavrusunu ve hangi sebeple satmak istemektedir. Zengin efendi sorar ama cevap alamaz kadından. Merak eden efendi çocuğu alır. Parayı verir kadına ve takip etmelerini emreder hizmetkarlarına. Lahor’da ki miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydanda ki sergiye bırakır kadın. Hizmetkarlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi; Sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale’ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın der. Kadın, efendiye dönerek, işte İslam Kadını bu dedirtecek ve oradakileri yüreğinden vuracak sözleri söyler; Şimdi sen diyorsun ki; Çanakkale’ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu niye sattın öyle mi? Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bu gün Muhammed İkbal dedi ki; Eğer Osmanlının son kalesi olan Çanakkale’de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkar olsun.

Çanakkale’den giremeyen küffar bugün maalesef bütün çirkefliği ile çanak antenden girdi ülkemize.İsterseniz hikayeyi güzel bir şekilde bağlayalım. Bu sözler üzerine duygulanan efendi, hizmetkarlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar daha parayı miting meydanına gönderir.

Akifin dediği gibi:Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.

İşte bir yaşanmış hikaye daha zamanın İstanbul merkez vaizi başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatıyor ‘’Mekke’de vazifelerimizi tamamladıktan sonra Medine’ye doğru yola çıkmıştık. Uzun bir yolculuktan sonra Medine-i Münevvere’de Türk hacılar sizler misiniz diyerek karşılayan bir zat oldu. Evet cevabını verdiğimiz bu zat bize çok yakın ilgi gösteriyor, uzaklardan gelmiş bir yakını gibi rağbet ediyordu. Bir müddet sonra ona kim olduğunu ve bize niçin böyle ilgi gösterdiğini sordum. Anlatayım size dedi. Ben Peygamber Efendimizin (sav) türbedarıyım. 1915 yılında siz Çanakkale harbini yaparken buralara gelen hacıların içinde bulunan Hintli bir alim buradaki vaazlarında olsun, diğer zamanlarda olsun gözünden hiç yaş eksik olmaz, türbenin de kapısına kadar gelir ağlar ağlar giderdi. Bir müddet sonra dayanamadım ve kendisine sordum. Niçin devamlı ağlıyorsunuz ve niçin kabrinin başına kadar geldiğiniz halde, Peygamber Efendimize (sav) bir selam vermiyorsunuz? Bana soran sen olmasaydın asla söylemezdim der gibi bir müddet baktıktan sonra şöyle dedi. Ben Peygamber Efendimizin (sav) kokusunu Hindistan’da iken bile duyardım. Lakin buralara kadar gelmeme rağmen şu ana kadar böyle bir hissiyatım olmadı. Düşünüyorum da acaba ben bir günah mı işledim. Yoksa O (sav) burada yok mu? İşte bu sorunun cevabını bulamadığım için ağlıyorum. O anda bir anlam verememiştim bu söylediklerine. Fakat aynı akşam rüyama Peygamber Efendimiz (sav) geldi ve bana; O Hintli kardeşime söyle, herhangi bir günahından ötürü değil, onun da tahmin ettiği gibi ben şu anda burada değilim. ŞU ANDA BEN ÇANAKKALE’DE KARDEŞLERİMLE BİRLİKTEYİM.

Sabah, Hintli Alim’e bunu söylediğimde büyük bir rahatlama hissetmiş olacak ki onu bir daha ağlarken görmedim. İşte bu yüzden Peygamberimizin (sav) Kardeşlerim dediği siz Türklerin buralara gelişini uzun yıllar bekledim. Türklerin geldiğini duyduğum an o rüya aklıma gelir ve sizlerle kucaklaşmak için yanınıza gelirim.

Rabbim Antep’i gazi, Urfa’yı şanlı, Maraş’ı kahraman ve Çanakkale’yi geçilmez yapan bütün gazi ve şehitlerimize rahmet eylesin. Bizlere emanet ettikleri bu cennet vatanı en güzel bir şekilde koruyup kollamayı birlik içinde yaşamayı nasib eylesin.

 

 

 

Isdunyasiburada.gif

Copyright© 2019 Tosya Haber37 Gazete ve Matbaacılık

izmir escortescorthd porno