DOLAR 13,4580
EURO 15,3752
ALTIN 787,41
BIST 2.085,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu -1°C
Kar Yağışlı
Kastamonu
-1°C
Kar Yağışlı
Sal -5°C
Çar 1°C
Per 5°C
Cum 3°C
resim yükle
resim yükle

“Aralık, dert ayı mı?”

“Aralık, dert ayı mı?”
Beypark
22.12.2021
49
A+
A-

Sevgili okuyucular,
Aralık ayında havaların soğuması ile birlikte “dert” ayı olduğu söylene gelmiştir. Hava soğur, eller üşür, ayaklar üşür, başlar üşür, evler buz keser. Önce evden başlayıp ısıtılması gerekir. Eskiden talaş sobalarımız vardı. Doğayı kirletmezdi, hoş da bir kokusu vardı. Sonra birden “kömür” girdi işin içine. İşte o zaman “havamız bozuldu” hem bayağı bozuldu. Hava kirliliği başladı. Ciğerlerimize “kömürün tozu” kaçtı. Öksürmeye başladık. Doğal gaz geldi. Biraz rahatladık. Talaş kovasını da kömür kovasını da doldurma zahmetinden kurtulduk.
Külünü atmak işini saymıyorum bile. Her neyse, sizi talaş ile kömür ile yormak istemiyorum. Aralık ayının soğuğu ile de üşütmek istemiyorum. Bir başka açıdan “aralık” ayına yaklaşmak ve yakından bakmak, dikkatlerini çekmek istiyorum. Aralık ayının Türk dünyası için önemi anlatmakla bitmez. Bir yerden de başlamak lazım, öyle değil mi? Her şeyden önce tarihi bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum: 1986 Aralık Olayları. Bu da neyin nesi diye sorabilirsiniz. Sovyetler Birliği’nin yıkılışına, kardeş Türk halklarının ve cumhuriyetlerinin bağımsızlığına giden yolun taşlarının döşendiği tarihî bir vakıadır. Kazakçası ile söylemek gerekirse ki genellikle öyle bilinir, bu büyük olayın adı “Jeltoksan ayaklanmasıdır. Yıllar önce 1994’te “Kazak milliyetçiliğinin yeniden doğuşu” başlıklı bir yazı yazmış ve Bir dergisinin 2. Sayısında, 173-182. sayfalar arasında yayınlanmıştı. Aralık 1986’da yaşanan bu özgürlük ve vatanına sahip çıkış olaylarının zeminini hazırlayan ve yer altında basılıp elden ele dağıtılan bir “samizdat” yani “bildiri” elime ulaşmış ve onun üzerine yazmıştım. Bugün ise sizlere bu olayları birisi içinde yaşamış, bizzat liderlik, önderlik etmiş Kazak şair Muhtar Şahanov ve çok tanıdık, bildik Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’dan ve komşu-kardeş Özbekistan’ın “Türkçü, Turancı” şairi Muhammed Salih’in gözünden aktarmaya çalışacağım. İki ayrı açıdan yazılmış ve ikisinde de olayların kurbanlarına taziye sunan görüşlerini sunacağız. İlki Şahanov ve Aytmatov’un birlikte yazdıkları bir tiyatro metni. Aslında sahnelensin diye değil de daha ziyade “okunsun” diye yazılmış, “Kazakistan Kazaklarındır!” diye ellerindeki pankartlarla o zamanki başşehir Almatı’nın “Ploşat Respublica” yani “Cumhuriyet Meydanı”na çıkan gençlerden birinin hayatını anlatan eser. Kazak şair Şahanov, Türkiye’de daha ziyade akademik dünyada tanınan bir kalem ehli. Uygarlığın Yanılgısı kitabı tam bir felsefe kitabı ve günümüzde yaşanan toplumsal olayların “felsefî ve psikolojik” arka planını ziyadesiyle aydınlatan bir eser. Ne yazık ki fazla okuyucusu olmadı. Bir başka kitabı ise Cengiz Han’ın Sırrı. Aslında daha isminden hareketle ilgi çekmesi gereken bir kitap. Cengiz Han’ın kendisi hakkında birçok farklı görüşlerin olduğu bir tarihî şahsiyet iken bir de onun “sırrı”nın olması meraklılarında heyecan uyandırması gereken bir
kitap. Şahanov, Aytmatov ile birlikte iki kitap yazdı. Birisi Şafak Sancısı olarak Türkçeye çevrilen ve basılan, iki aydın insanın samimi ve açık yüreklilik ile Sovyet döneminde yaşadıklarını anlattıkları bir “itirafname” veya “vasiyetname.” Diğeri ise Sokrat’ı Anma Gecesi adını verdikleri tiyatro eseri. Niye Sokrat? Çünkü tarihte Sokrat, baskıcı ve zalim yönetime ve
onun suçlamalarına karşı dik duruşuyla ve verdiği mantıklı cevaplarıyla gönüllere ve akıllara kazınmış bir filozof. Platon’un Sokrates’in Savunması kitabında şehrin yasalarına ve
Euthyphron adlı kâhin-din bilimcinin suçlamalarına karşı kendini savunuşunu görmeniz mümkündür. “Atina demokrasisi tarihinin en karanlık noktalarından biri, kuşkusuz MÖ 399’da
Sokrates’in ölüme mahkûm edilmesidir.”1 Sokrat’ı Anma Gecesi’nde Sokrat, asıl adı Talmas olan ve kapatılan tiyatronun rejisörü. Akkanat ise 1986 yılında Almatı’da meydana gelen Jeltoksan olaylarına karışmış bir genç. Kitabın 38. Sayfasında şöyle diyor: “… Sessizlik içinde miting düzenleyen gençlere Sovyet Silahlı Kuvvetleri hücum ettiler. Kızları ve erkekleri sopayla, dipçik ile dövdüler. Akkanat da bu mitingdeydi. O da dipçiklerle sırtına vurulan darbeden yaralandı. İki öğrenci arkadaşı bir yolunu bulup onu kalabalığın arasından çıkarıp gizlediler. Ne yapmak lazımdı? O zamanlar doktor çağırmak, sorgusuz sualsiz hapse girmek demekti. Bu sebeple, onlar bize, Kırgızistan’a telefon ettiler. Orada bir polis dostumuzun yardımı ile yaralı Akkanat’ı nöbetçilerden kaçırarak buraya getirdik. Üç ay hastanede yattı. Yirmi beş yaşını doldurmasına iki gün kala öldü.” (s. 38-39)
Gördüğünüz gibi Akkanat, henüz gençliğini bile yaşayamadan halkının özgürlüğü için meydana çıkmış ve hayatını kaybetmiş bir vatansever. Ne kadar da tanıdık geldi değil mi orada, ta uzaklarda, Almatı’da 1986’da yaşanan olaylar. Akkanat, bir sembol, kendisi gibi vatanını, milletini, halkını seven ve kendi kendini yönetme hakkını istemek için meydanlara çıkan binlerce gençten sadece birisi ve onların sembol ismi. Daha isim sembolizasyonuna bile girmiyorum dikkat ederseniz. Gelelim Özbekistan kanadında bu olaylara yaklaşım nasıl. Muhammed Salih, Türkiye’de
yayınlanan Türkistan Şuuru adlı şiirler kitabı ile tanınıyor. Yerimiz olmadığı için fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Belki ileride onun bu kitabından örnekler alarak konuyu açabiliriz.
Şimdilik onun Yolname adlı kitabındaki kısa bir yazısından bahsedelim.2 “Dekabr vakaları” yani “Aralık olayları” başlıklı bölümde Salih, “… binlerce insan sokaklara çıkıp, devlet güçleri
ile yüzyüze gelmiş idi. Bu çok büyük bir hadiseydi. Bu kişilerin sokaklara çıkışından ziyade kim olduklarına bakmadan, onların taleplerinin ne kadar haklı olduklarına da bakmadan…
meydanlara çıkışları Sovyetlerin son elli yıllık dönemde ortaya çıkan en mühim içtimai hadise idi” diye anlatmaya başlıyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde yine Salih; “… Ne yazık ki biz Özbek aydınları böyle bir sınav vaktinde Kazak kardeşlerimizin yanında olamadık.” (s. 95) Yine Salih’e göre bu büyük ayaklanmanın, bana göre “uyanış”ın perde arkasındaki sebepler bir tarihçi, bir sosyolog ve bizler gibi edebiyatçılar için çok mühimdir. Onlar, orada can veren iki yüzden fazla genç ki yukarıda bahsettiğim kitapta sadece bir örneğini—Akkanat—gördüğümüz
şehitlerdir: “Bağımsızlık için can veren şehitler!” İşte bu kadar büyük acılarla dolu bir ay, Aralık ayı. Fakat yüce Tanrı, acıyı ve zulmü gösterdiği gibi şefkatli yüzünü de gösteriyor. Jeltoksan olaylarının üzerinden beş yıl geçince bu defa “zulmün ve acının” somut örneği olan Sovyetler bir dağ gibi yıkılıp, yerle yeksan olmuştu. İşte yıkılan o Tanrı dağlarının altında kalan Sovyetlerin küllerinden 16 Aralık 1991’de bağımsız bir Kazakistan ortaya çıktı. Gök bayrağını Birleşmiş Milletlerin gönderine çekti. Üzerinden geçen 30 otuz yılda çok büyük mesafe kat etti. Elbette bir millete yol gösteren Nazarbayev ve onun ardından ve yolundan giden Tokayev gibi liderler olunca yol almak da kolaylaşıyor. Onca kurbanın ardından gelen bağımsızlığın 30. Yılını kutluyor, ebedî yaşasın diliyorum. 1930’lu yılların başındaki “açlık” dönemindeki kurbanlar, 1937-38’de Stalin’in aydın kıyımında canlarını veren vatansever insanlar ve nihayet Jeltoksan ayında Almatı’da can
verenler, ruhunuz şad olsun. 1 Platon. Sokrates’in Savunması. (Yunanca aslından çeviren: Ari Çokona) 25. Baskı. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021. 2 Muhammed Salih. Yolname. Oslo, Norveç: Erk, Aralık 1999 Kurbansız bayram olmayacağını biliyoruz. Yüce Tanrı, o günleri yeniden yaşatmasın, Akif’in dediği gibi Türk kardeşlerimize o acı günleri yeniden yaşatmasın ve “onları yeniden İstiklal marşı” yazmak zorunda bırakmasın. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere, kalın sağlıcakla diyorum.

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Prof. Dr. Orhan Söylemez

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.