DOLAR 13,3459
EURO 15,1946
ALTIN 764,02
BIST 1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
9°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 11°C
Paz 9°C
Pts 11°C
resim yükle
resim yükle

Ataların İzinde

Ataların İzinde
Beypark
15.09.2021
187
A+
A-

Sevgili Tosyalı hemşerilerim, Bugün sizlerle Türk dünyasının ortak değerlerinden yani köklerinden bahsetmek istiyorum. Türk dilinin ve kültürünün “temel taşı” hepinizin de bildiği gibi “Orhun yazıtları.” Bizim için hayatî ehemmiyete sahip bu dikili abide taşların ilginç hikayeleri var. Bu ilginç hikayelerin bazılarını başlıklar halinde verelim:
1. Yabancılar tarafından keşfediliyor
2. Yabancı Türkologlar tarafından dili çözülüyor
3. Yabancı Türkologlar tarafından üzerinde pek çok çalışma yapılıyor
4. Türkiye’deki Türkologlar üzerinde çalışmaya başlıyorlar
5. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Gönül Hanım romanı ile kahramanlarını bu tarihi köklerimize seyahate çıkarıyor
Geçtiğimiz hafta içinde Macaristan’da Türk dünyasının köşe bucak her yerinden katılımla “Büyük Kurultay” gerçekleşti. İlk değil tabii ki. İlki 2007’de Kazakistan’ın Torgay bölgesinde gerçekleşmişti. Pandemi dolayısıyla geçen yıl ertelenen Kurultay’a bu sene gazetemizin usta kalemlerinden Hüsnü Acar katıldı. Eminim derinlemesine incelenmiş, kartal gözüyle gözlemlenmiş-kartal gözü diyorum; zira kartal keskin gözleriyle en ufak ayrıntıyı bile görebilir ve ayrıca kardeş Kazakistan ’ın turkuaz bayrağında da “bürküt” adıyla yer alır renkli resimlerle süslenmiş yazı dizisini heyecanla beklediğimi peşinen ifade etmek istiyorum.
Bu geleneksel Macaristan Hun-Türk Dünya Kurultaylarına “Atalar Buluşması” adı veriliyor. Sebebi de tarihin derinliklerinde yatıyor. Ataları/mız bir olan Türk halklarının temsilcileri Macaristan’da buluşarak geleneksel sporlarımızı yaşatıyorlar. Bu işin görünen kısmı. Görünmeyen kısmında ise bu vesile ile bir araya gelen devlet adamları gelecek planları yapıyor ve “Turan” idealinin sosyokültürel ve siyasal zeminini hazırlıyorlar. Belki ileride bu konuya yakından bakabiliriz. Şimdilik sadece bizim Macaristan olarak bildiğimiz, İngilizce’de Hungary yani “Hun ülkesi” olarak bilinen ülkenin adının tarihi kökenlerinin “Hun”lardan geldiğini bilmemiz yeterli.
Asya’nın içlerinde bundan yaklaşık üç bin yıl evvel tarih sahnesine ilk Türk devleti olarak çıkan Hunların bilinen en büyük lideri Mete Han. Millet ve vatan kavramlarına büyük değer veren Mete Han’ın siyasi ve askeri dehası askeri okullarımızda günümüzde bile okutulmakta. Avrupa Hun İmparatorluğu olarak bilinen 2. Hun devleti de tahminen M.S. 370’li yıllardaki akınlarıyla Avrupa’da görülmeye başladı. Bu akınlar neticesinde Asya’dan gelen Hun kavimlerinin bir araya gelmesi ile oluştu. Atalarından Mete Han gibi askeri deha sahibi Atilla M.S. 5. Yüzyılın başlarında Hunları bir araya getirerek büyük bir güç oluşturdu ve Batı Roma İmparatorluğu’nun sonunu hazırladı. Pek çok rivayet olmasına rağmen kendisinin de son eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldüğü bilgisi en yaygın olanı. Şimdilik bu konu bizi ilgilendirmiyor. Belki ileride konusunu Türk tarihinden alan romanlar üzerine yazmaya başlarsak geri dönebiliriz.
Burada bizi ilgilendiren sadece bir “teori” olmanın ötesinde tarihi bir “hakikat” olan Hunların da büyük Türk soyundan geldiğinin bilinmesidir. Şimdilik bu bilgiyi burada bırakıp “Orhun yazıtlarına” dönelim. Değişik adlarla bilinen bu yazılar, Türklerin günümüze kadar bilinen ilk alfabesi ile yazılmıştır. Yazıtlardan Kül Tigin Yazıtı 732 yılında, Bilge Kağan Yazıtı 735 yılında yazılmışlardır. “Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını Bilge Kağan’ın yeğeni Yollıg Tigin yazmıştır.” Yazıtlara bu abidelerin sonsuzluğa kadar kalması temennisi ile “Bengü Taşlar” denmiştir. “Bengü” veya “mengü” şeklinde bu kelime “sonsuz/luk” anlamında pek çok çağdaş Türk lehçesinde yaşamakta.
1. Yabancılar tarafından keşfediliyor: Yazıtlar, 1889 yılında Moğolistan’da Orhun Vadisi’nde bulundu. Bitki bilimci olarak bilinen Daniel Gottlieb Messerschmidt ile İsveçli tutsak subay Johan von Strahlenberg 1721’de Güney Sibirya’ya yaptıkları bilimsel gezi sırasında, Yenisey Nehri’nin yukarı mecrasında bu yazı ile yazılmış taşlardan birini keşfettiler. İsveçli subay Strahlenberg daha sonra esareti bitip de memleketine dönünce bu keşiflerini de içine alan izlenimlerini bir kitapta topladı. Kitap 1730’da Stockholm’de yayınladı. Böylece Orhun Yazıtları bilim dünyasının dikkatini çekmiş oldu.
Yazıtların kopyaları 19. Yüzyılın sonlarına doğru bilim adamları tarafından hazır-landı. Aynı yıl Rus arkeologlarından Nikolay Mihailoviç Yadrintsev Moğolistan’da, Orhun Irmağı kıyılarında aynı yazı ile yazılmış çok daha büyük iki yazıt buldu.
2. Yabancı Türkologlar tarafından dili çözülüyor: Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen ve Rus Türkolog Vasili Radlof 1893’te yazıyı çözdüler ve bilim dünyasına duyurdular. Bu taşlardan birinin üzerinde bulunan Çince metin bu iki yazıttan birinin 732 yılında ölen bir Türk prensinin anısına dikilmiş olduğunu haber veriyordu. Böylece, bu yazıtların kimlere ait olduğu ve hangi dilde yazıldığı sorusu cevaplanmış oldu. Bu iki yazıt Türklerin atalarından kalma idi; kullanılan dil de şimdilik en eski Türkçe yani Göktürkçe’den başka bir şey değildi. Bu iki değerli Türkolog’dan sonra Orhun Yazıtları üzerine yerli yabancı pek çok bilim adamı çalışmalar yaptı.
Bilge Kağan, (Çinlilerin) tatlı sözlerine ve yumuşak ipekli kumaşlarına aldanıp (ey) Türk milleti, çok öldün… (Gittiğin yerlerde de) hep öldün, mahvoldun; geride kalanlar (bir şekilde sağ kalanlar) hep ölüp biterek oraya buraya gidiyordunuz” dedikten sonra “(Ey) Türk milleti (Kutsal) Ötüken topraklarında oturup, (buradan) kervanlar gönderirsen (ticaretle uğraşırsan) hiçbir sıkıntın olmayacak. Ötüken Ormanı’nda oturursan sonsuza kadar devlet sahibi olarak hükmedeceksin” cümleleriyle öğüt vermiyor muydu? Veriyordu. Binlerce yıl evvel büyük hakan ve onun akıllı veziri tarafından yazılanlar/ uyarılar yine Türkologlar tarafından keşfedilmiş ve okunmamış mıydı? Evet, Radloff, Thomsen, Le Coq vd.
3. Yabancı Türkologlar tarafından üze-rinde pek çok çalışma yapılıyor: Orhun Yazıtları üzerinde daha sonra Annemarie von Gabain, Rus Türkolog Sergey Yefimoviç Malov, Wilhelm Bang, Karl Foy, Martti Räsänen, Kaare Grønbech, Macar Türko-log Julius Nèmeth, Vladimir Mihailoviç Nasilov, Omeljan Pritsak, Joseph Matuz, Even Hovdhausen, Andrey Nikolayeviç Kononov gibi bilim adamları çalışmalar yaptılar ve yayınladılar.
4. Türkiye’deki Türkologların çalışmalar yapması: Türkiye’de Orhun Yazıtları ile ilgili ilk çalışmayı yapan Türkolog Necib Asım Osmanlı Türkçesi ile yazdığı kitabını 1924 yılında yayınlattı. Onun bu çalışmasını Hüseyin Namık Orkun’ın dört ciltlik kitabı takip etti. 1970’te Muharrem Ergin, Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtlarının metinleri ve Türkçe çevirileri ile küçük bir sözlüğü içeren Orhun Abideleri isimli eseri yayımladı. Osman Fikri Sertkaya çok önemli çalışmalara imza attı. Son yıllarda bu alanda çalışmalarıyla akademik dünyada dikkatleri çeken Cengiz Alyılmaz da yazıtların mükemmel kopyalarını çıkartarak “bengü taşlar”da yazılı metinleri yeniden yayınladı.
5. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Gönül Hanım romanı ve köklerimize seyahat: Yıllar önce yazdığı Gönül Hanım romanının bir yerinde Ahmet Hikmet Müftüoğlu, roman kahramanı Gönül Ha-nım’ın ağzından Orhun yazıtları üzerine çalışmalarıyla ve hizmetleriyle bilinen Türkologları saydıktan sonra: “Mümkün değildir ki bir “Radloff”da, bir “Le Coq”da bir Tatarın bir Türk’ün heyecanı, duygusu bulunsun. Bunlar olmayınca bu tarihî gerçeklerin mühim bir kısmı daha keşif olunmamıştır, sanırım” diyor. Günümüzden bir asır evvel böyle bir tespit yapılıyor. Doğrudur. Romanda Gönül Hanım’ın bu tespitine erkek kardeşi Ali Bahadır da: “Yazık ki, tarihî keşifler hisle, heyecanla değil, ilim ile gerçekleşir” diyerek cevap veriyor. Müftüoğlu’nun belirttiği veya bir Türkolog’da olması gereken “his ve heyecan” da “ilim” de yazarda bulunması gerekiyor. 1920’de yazılan romanın kahramanları işte bu heyecan ve ruh ile bir araya geliyorlar.
“Eserleriyle okuyucularına Türk olmanın gururunu duyurmuş, millî iman ve mefkûre aşılamış” olan Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Gönül Hanım romanı 16 Mart 1920’de tamamlanır. Yazar kitabın-da, “Türk gençlerine, dedelerinin geldiği Anayurt’u tanıtır ve Türklerin orada ne büyük bir devlet ve medeniyet kurduklarını” gösterir. Romanın kahramanları Tatar kızı Gönül Hanım, ağabeyi Ali Bahadır Kaplanoğlu, Mehmet Tolun ve nihayet Kont Bela Zichy’dir. Gönül Hanım, Paris’te Sorbon Üniversitesi’nde Türkoloji eğitimi almış bir Türk kızıdır. İlginç geldi, değil mi? Genç Türk kızı ve 1920’de hem de Fransa’da eğitim görmüş. Akla ziyan bir durum. Bugün kızlarımızı okutmamak için elimizden geleni yaparken ta asrın başında, Atatürk’ün cumhuriyetimizi kurmaya çalıştığı yıllarda, hem de dedeleri uzun yıllar “müftülük” yaptığı için “Müftüoğlu” soyadını almış bir yazar böyle bir roman yazıyor ve kahraman olarak da “yüksek eğitim” görmüş bir Türk kızını seçiyor. Üstelik Türkoloji okumuş!.. Ağabeyi Ali Bahadır, ticaret ile uğraştığı için maddi sıkıntıları yok. Osmanlı subayı Mehmet Tolun Bey, I. Dünya Savaşı sırasında önce Kafkasya’da, Hazar Denizi’nde, Ural’ın doğusunda İrbit şehrinde tutuklu. Sibirya’da bugünkü Kızılyar’ın kuzeyinde “Grodok”taki karargâha getirilmiş tutsak bir Türk subayı.
Tarih, Eylül 1917. Rusya’daki Ekim ihtilalinin arifesi. Çarşıya gidip alışveriş yapma sırası onda. Alışverişten sonra bir kafeye oturmuş kitaplarını okuyor. Yan masada da ağabeyi ile oturan Gönül Hanım var. Okuduğu kitaplar genç kadının dik-katini çekiyor. Mehmet Tolun ile kitaplar üzerine konuşmaya başlıyorlar. Kitaplar Türk tarihi, dili ve kültürü üzerine. Hemen orada bir karar verip Orhun Yazıtlarını yerinde görmek, Türklerin kökenini ve tarihi gerçekleri keşfetmek istiyorlar. Önce Mehmet Tolun’un esaretten kurtarılması lazım.
Her şey planlandığı gibi gidiyor ve “Gönül Hanım Sefer Heyeti” yola çıkıyor. Heyete Tolun Bey’in aynı karargahtaki esir arkadaşı Macar Teğmen Kont Bela Zichy de katılır. Mehmet Tolun için bu seyahatin bir başka anlamı vardır; zira ilk defa bir Osmanlı subayı atalarının yurduna doğru yola çıkmaktadır. Yolculuk esnasında Macarların kökenleri, üzerinde en çok tartıştıkları konudur. Kont Bela Zichy, atalarının ve dolayısıyla kendilerinin de Türk olduğunu diğerlerine de kabul ettirir. Moğolistan sınırına kadar tren yolculuğu yapan heyet, buradan itibaren at üstünde giderler. Coğrafya ile birlikte kültür de değişmiştir. Taşların dikilmiş olduğu coğrafyaya gelirler. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarını bulurlar.
Bundan sonrası için kitaba baş vurulmasını öneriyorum. Bizim için önemli olan böyle bir romanın yazılmış olması ve Orhun yazıtlarını keşif için giden heyette kendini Türk kabul eden bir Macar subayının bulunması idi.
Bunları niçin yazdım? Yazdım; çünkü Hüsnü Bey’in Macaristan intibalarının bu kısa bilgiler ile daha da netleşeceğini ve daha derin anlamlar kazanacağını düşündüm. Kitapta daha neler mi anlatılıyor? Daha neler neler var; fakat onları burada yazarak kitabın tadını kaçırmak istemiyorum. Bugünlük yazımızı yine Orhun Yazıtlarından çok bilinen bir alıntıyla noktalayalım.
Üze teŋri basmasar asra yir telinmeser Türk bodun iliŋin törüŋün kim artatı udaçı erti.
(Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti?)
Yeniden buluşmak dileğiyle…

REKLAM-VEREB-L-RS-N
I0SuO.gif
YORUMLAR
  1. Ali Osman VERİLMİŞ dedi ki:

    Orhan hocam bilgilendirici özel ve güzel yazınız için teşekkür eder, bu ve benzer konularda var olduğunu bildiğimiz yeni yazılarınızı bekler, sevgi ve saygılarımı sunarım.