Tosya Haber37 Gazetesi Güncel ve Doğru Haberlerin Adresi

Azaların Kefareti

Azaların Kefareti
Davut ZAT
Davut ZAT( [email protected] )
119
29 Temmuz 2020 - 11:23
ResimLink - Resim Yükle

Hiçbir şey bir sebebe bağlı olmaksızın yaratılmamıştır kâinatta. İnsan da öyle. Her bir parçası da kendi içinde ayrı ayrı görev ve hikmetler ile donatılmış. Bir vazifesi, belirli bir işlevi var. Görev yüklenmiş olan bu organlar belli bir amaca hizmet ediyorlar. Göz görmek, kulak işitmek, ağız çiğnemek, dil tat almak, beyin kumanda ve tefekkür etmek, kalp hissetmek, ruh kuşatmak, el tutmak, ayak yürümek, kul işitmek için. Evet daha nice büyüklü küçüklü varlık toplanarak insanı meydana getiriyor. İnsanı yaşatıyor. Sağlıklı bir bünye olarak ayakta tutuyor ve yarınlara taşıyor. Azalar insan için, insan ise kulluk için, Allah için değil midir?

İdrak gözüyle bakıldığında üslendiği vazifeler ve çalışma sistemlerindeki kusursuzluk insanı iman ve irfana davet eder. Hareket ve çalışmalarına verilen takdir yetkisi sizi yaratıcıya yolculuk yaptırır. İlk insan Âdem (as) dan geldiğini kabul etmeyerek inkâr inadında ısrar eden pozitivist bir bilim dünyası da var. Evrimler geçirerek maymundan dönüşümlü insana inanmaya zorluyor bizi. Tesadüflerle bu azalar bu kadar mükemmel olabilir mi hiç? İlk insanda ne ise son doğan çocukta da bu organ ve azalarımız aynı yaratılış sırrına haizdir… Yaratıcı sıfatı ve yetkisi tek Allah’tadır. Yaratılmışların yaratma özelliği yoktur. Hiç boşuna debelenmesin kimse. İnkarlarında aciz kalırlar ki, onların bilim yapmak adına zırvaları bizde zerre kadar vesvese dahi uyandırmaz. Bu imanı bizlere nasip eden Rabbimize milyon kere hamd ve senalar olsun…

Düşünelim hatta misalleştirelim isterseniz. Eğer insan sadece maddeden ibaret olmuş ise evrim geçirerek insan olma yeterliliğine de ulaşmış ise niçin ölümünü engelleyemiyor? Öldüğünde kendisinden hiçbir şey eksilmiyorken, cesedi maddi olarak varlığını koruyorken neden bir daha hayatta can bulup doğrulamıyor. Demek ki insanın bir mana yönü var. Onu diri tutan manevi bir varlığı var. Bu varlık azalara can veriyor. O gidince azaları sapa sağlam yerinde olduğu halde ölmekten kendini kurtaramıyor. Düşününce maddi hesaba ve akla sığmayacak nice deliler vardır. Hepsi de ispata lüzum olmayacak kadar aşikâr değil midir?

Öyle ise bize düşen yaratılmış azaların hakkını vermektir. Hangi organ ve azamız hangi amaç için yaratılmış ise o amaca hizmet ettirmeliyiz. Aksi halde yaratılış dışı bir yolculuk onu rotasından çıkarır ve hasta eder. İllaki maddi hastalık dediğimiz fizyolojik değişim değildir kastımız. Azaların hastalığı birer afet olup, onlardan manevi hastalık denilen hal ve tutumlar ortaya çıkar. O zaman kişinin maddesi de bozulur ki, azaların sapması insanın bütününü etkilediğinde kimyası da değişerek huzurunu bertaraf eder. Kendimizden habersiz olmamak lazım. Kendini tanımalı insan. Hakkını vermeli kendinden beklenenin. Her uzvunun gıdasını helal daireden karşılamalı, her azasını Allah’ın istediği istikamette kullanmalıdır…

Topraktan geldiğimiz gibi toprağa döneceğimiz muhakkak. Öyle ise toprak olmadan nefsi eğitmeli, ruhu maneviyat ile beslemeliyiz. Bu suretle insan olmanın sırrına erebiliriz ancak. Allah’ı bilmeyen ve Allah için insanlığa hizmet etmeyen beden ne işe yarar ki? Onun verdikleriyle onun sarayında saltanat sürerken ondan uzak olmak ne büyük gaflettir. ‘İnsan bu mukaddes yüke hamal, sonunda ne rütbe var ne mal.’ En büyük rütbe yüceler yücesinin ‘kulum’ hitabına mazhar olabilmek değil midir?

Isdunyasiburada.gif

Copyright© 2020 Tosya Haber37 Gazete ve Matbaacılık

izmir escort escort hd porno