DOLAR 16,8853
EURO 17,8334
ALTIN 992,10
BIST 2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 15°C
Yağmurlu
Kastamonu
15°C
Yağmurlu
Pts 16°C
Sal 21°C
Çar 22°C
Per 22°C
resim yükle
resim yükle

Balkan Göçleri

Balkan Göçleri
Beypark
15.06.2022
122
A+
A-

Sevgili okuyucular; Yanılmıyorsam içinde bulunduğumuz 2022’nin ilk yazısında sizlere Azerbaycanlı yazar Mevlüt Süleymanlı’nın Göç başlıklı romanından bahsetmiştim. Hatırlayanlarınız vardır.

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Niye “göç” üzerinden gittiğimi de izah edeyim müsaadenizle. Göçlerden bahsediyorum; zira Anadolu tarih boyunca Türk dünyasının her yerinden “göç” almış bir coğrafyadır. Unutmayalım ki bizler de Tosyalılar olarak Anadolu’ya Selçuklular ile birlikte gelip yerleşmiş, hadi moda tabirle söyleyelim “göç” ederek gelmiş ve iskân edilmiş atalarımızın torunlarıyız. Ondan beri de çok şükür kimselere vermemişizdir. Öyle değil mi? Tarihe ilgi duyanlarınızın “öyle” dediklerini duyar gibiyim.
Bir “teoriye” göre veya daha anlaşılır olsun diye söyleyelim bir kısım akademisyenin bulgularına göre Asya’nın uzak bölgelerinden özellikle Altay dağlarından—Ötüken ormanı veya Ergenekon da diyebilirsiniz—değişik sebeplerle Türk asıllı halkların Batı’ya doğru göçtüğünü biliyoruz. Aslında bu göç hikayesini Tosyalı hemşerimiz ve bahsini ettiğim coğrafyada yıllarca kalmış, çalışmış, akademik çalışmalar yapmış tarihçi Doç. Dr. Mehmet Kıldıroğlu’ndan dinlemenizde fayda olsa da ben lafı biraz dolaştırıp yine daha iyi bildiğimiz “edebiyata” getirmeye çalışıyorum. Bizim bildiğimizin tersine bir “göç hareketini” destekler mahiyette bulgulara rastlayan bilim insanları ve yazarlar, Türklerin asıl yurdunun Kafkaslar coğrafyası olduğunu söylüyor. Buna göre bakıldığında da Türkler bugün özellikle Azerbaycan’ın konuşlandığı Kafkaslardan kalkıp önce Doğu’ya doğru gittiğini ve 300 (üç yüz) yıllık bir hareket ile yine aynı coğrafyaya geldiğini söylüyorlar. Türk kültürünün en değerli hazinesi olan Dede Korkut hikayelerini okursanız aslında bu “görüşe” çok yaklaştığınızı sizler de fark edeceksiniz. İşte Karadeniz bölgesinin doğu kısımları—özellikle Trabzon ve ötesi—Gürcistan ve Azerbaycan topraklarında olayların geçtiğini derhal görürsünüz.
Bunu bir kenara bırakırsak, Doğu’dan Batı’ya göçlerin özellikle—Anadolu üzerinden gelenleri saymayalım, zaten biliyoruz—Karadeniz’in kuzeyinden yani bugün bütün dünyanın gözü üzerinde olan ve topraklarının %20’si Ruslar tarafından işgal edilen Ukrayna ile yürek yaramız Kırım üzerinden Balkanlara kadar indiklerini biliyoruz. Peçenekler, Oğuzlar, Avarlar, Bulgarlar bu yolu takip ederek Karpatlar üzerinden bugünkü Gagauzeli (Moldova içinde özerk cumhuriyet), Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova, Arnavutluk ve Bosna-Hersek topraklarında hala hayatlarına devam ettiklerini görebiliyoruz.
Kaybedilen 1853-1856 Osmanlı-Rus harbi ile birlikte pek çok Türk halkının güneye doğru inerek Anadolu’ya kadar geldiğini sizler de çok iyi bilirsiniz. Özellikle Kastamonu’nun sahil şeridi, Sinop civarında Kırım’dan göç etmiş insanlarımıza rastlamanız sizleri şaşırtmasa yeridir. 20. Yüzyılın başında kaybettiğimiz Balkan Harbi ile de hem Batı Trakya’dan hem de Bulgaristan’dan—daha Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya gibi ötelerini saymıyorum defalarca göç hadisesinin yaşandığını çok iyi biliyoruz. Bulgaristan’dan son gelen kafilenin 1989’da pek çok zorluklarla Anadolu’ya geçebildiği hepimizin hafızalarında tazeliğini koruyor olması gerekir. Dünya ve Olimpiyat şampiyonu Naim Süleymanoğlu’nun Bulgaristan doğumlu olduğunu acaba kaçımız biliyoruz. 1967 Kırcali’ye bağlı Mestanlı şehrinde dünyaya geldi. 1986’da ise Avusturalya’daki şampiyonadan sonra Melbörn’deki Türkiye Büyükelçiliğine sığınarak ülkemize iltica etti. Sebebine gelince; Bulgaristan hükümeti Türkler üzerindeki baskıyı iyice arttırmış ve isimlerini değiştirmeye kadar ileri götürmüştü. Bunlar ve hemen akabindeki “göç” henüz hafızalarımızda tazeliğini korumaya devam ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in hayatını hepimiz biliyoruz. Henüz ilkokulda iken öğretildiği için unutmuş olanlar çıkabilir. Selanik göçmeni olduğunu bilmeyen var mıdır? İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün anne tarafından Bulgaristan göçmeni olduğunu acaba kaç kişi biliyor? Ya 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in Selanik göçmeni olduğunu bilen kaç kişi vardır? Türk sanat müziğinin “güneşi” Zeki Müren’in
Üsküp göçmeni olduğunu biliyor muydunuz? Dünyaca tanınmış iki tarihçimiz Halil İnalcık ve İlber Ortaylı hocalarımızın Kırım göçmeni olduğunu duymuş muydunuz? Bu arada Halil Hoca rahmetli oldu, ona da rahmet dileyelim. Beşiktaş Kulübü’nün eski başkanı Süleyman Seba’nın Kafkasya göçmeni, eski Fenerbahçe Kulübü başkanı Ali Şen’in Yugoslavya göçmeni, büyük sanatçı Hülya Koçyiğit’in ve Tarkan’ın Bulgaristan göçmeni, eski Başbakanlarımızdan Tansu Çiller ile Cem Yılmaz’ın Selanik göçmeni olduğunu biliyor muydunuz? İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da Arnavutluk göçmeni olduğunu söyleyelim ve bu listeyi daha fazla uzatmadan keselim; zira isim listesi epeyce uzun.
Balkanlardaki bu kopuşu ve Anadolu’ya göçleri veya daha doğru bir ifade ile “kaçışı” bir roman tadında okumak ister misiniz? Eh, o zaman size Sevinç Çokum’un Bizim Diyar romanını tavsiye etmenin zamanı geldi. Daha önce de yine Sayın Çokum’un Hilal Görününce romanını okumanız için önermiştim. Hatırlıyorum. Hem de Ukrayna’daki Rus işgalini anlatırken Kırım’ın Rusya’ya ilhakı üzerinden kitaptan söz açmıştım. Bizim Diyar ise daha bir bambaşka roman. Roman Sayın Çokum’un ikinci romanı ve bu zorunlu “göç” veya “kaçış” hikayesini Âli Bey’in konağı etrafında okuyucunun dikkatlerine sunuyor. Evet, romanı sulandırmadan ve heyecanını kaçırmadan huzurlarınızdan ayrılalım bu haftalık.
En son eminim sizler de bizim gibi “Elveda Rumeli” isimli diziyi evlerinizde zaman zaman gülerek zaman zaman ağlayarak seyretmişsinizdir.
Biliyorum gençlerimiz bu hafta sonu üniversite seçme sınavına girecekler. Gençlerimize iyi şanslar ve ailelerine kolaylıklar diliyorum. Önümüzdeki hafta üniversite tercihleri ile alakalı görüşlerimi yazmayı düşünüyorum.
Bir sonraki yazıda buluşmak üzere, kalın sağlıcakla diyorum.

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.