Site Rengi

DOLAR 7,8637
EURO 9,5258
ALTIN 463,16
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 12°C
Çok Bulutlu
Kastamonu
12°C
Çok Bulutlu
Cum 13°C
Cts 13°C
Paz 12°C
Pts 13°C
dOBI7b
dOBI7b

‘Bireycilik ve Paylaşım’

Beypark
31.07.2019
779
A+
A-

Günümüz dünyası bir yandan insanı yalnızlaştırırken, diğer yandan da ticari alanda kolektif davranmaya zorluyor. Bireycilik Tocqueville’nin ortaya attığı fikri akım. Bireyin özgürlüğünü ön planda tutuyor. Toplumsallık yerine ferdiyetçiliği benimsiyor. Devletin birey üzerindeki yönlendirmesine karşı çıkıyor. Otoriteye başkaldırıyor. “Kendi yemeğini kendin ye. Kimseyle paylaşma. Beynini de kendine düşünmek için kullan. Başkalarını düşünmene gerek yok, kendini düşün, kendin yaşa, kendini yaşa. Yine kendine yaşa, her şey sana özel ve senin için…” Bir bakıma kendi ciğerini kendin soluk almak için kullan. Kimseye nefes verme diyor. Kısacası paylaşma diyor pozitivizm. Diğer yandan Karl Marx ’çı anlayış ise insanı makine görüyor. Ruhunu, aklını, duygunu inkâr et diyor. İşe yaramaz olunca da hurda hükmünde sayıyor sizi.

Yuva-ileti-im-reklam

Kolektif davranış ise dayanışmadan yanadır. Sosyalleşmeyi tercih eder. Bireycilikte olduğu gibi devleti zorunlu bir olumsuzluk olarak görme eğiliminde değildir. En iyi yönetimin birlikte, beraberlikte ve hiyerarşik sınırları belirlenmiş yönetim olduğunu benimser.  Peki, hangisini tercih edeceğiz. Kolektif mi hareket edeceğiz yoksa bir başımıza mı? Yer yer tercihe zorlayan sebepler vardır pek tabii ki. Kolektif hareket eden teşkilatların yapısı ilk günkü heyecanını kaybederse, gevşeme ve usanç da peşinden gelir. Usanan insan bir süreliğine de olsa kabuğuna çekilmeyi yeğleyebilir. Ancak bu durum bireycilikle karıştırılmamalıdır. Zira insan kendi içinde zaten bir miktar bireyseldir.

Kimse duygularımızı bizim yerimize yaşayamaz. Bir arada toplantılar yapar fikir paydaşlığı içinde olabiliriz. Ancak herkes kendi yerine düşünür. Yine birlikte yemek yeriz, ancak kendi yediğimizi sindirir ve besinlerini enzimle özümseriz. Özelimiz ve mahremiyetimiz de var. İnsanoğlunun fizyolojisi de özel, düşünce ve duygu dünyası da. Hissettikleri ve yaşadıkları da özel. Fakat bu arada çok insanla da paylaşım içinde bulunabiliriz. İnsanın en özeli, duyguları ve düşünceleri de bir başına yaşaması imkan dahilinde değildir. Bu özel şeyleri insan tek başına hissetmez. Mahremiyetinin de bir muhatabı vardır, özel duygu ve düşüncelerinin de. Paylaşılamayan ve devredilemeyen özellikler pek tabii ki olacak. Ama yaratılışımız gereği sosyal birlik varlık değil miyiz? Tek başına bir hiç iken, toplum içinde bir anlam ifade ediyoruz. Sosyal rollere bürünüyoruz. Toplumun ve sosyal yapının bir neferi olmakla şerefleniyor ve imtihan oluyoruz. İnsanlık sınavı, erdem sınavı veriyoruz. Paylaşımımızın, iyiliklerimizin, düzgün duruşumuzun insanlar yararına faydası oranında da kaliteli insan seviyesine ulaşabiliyoruz. Takdir edersiniz ki bütün bunları gerçekleştirebilmek için bireysellik yetmez. Kişinin kendi başına bunları sağlayabilmesi mümkün görünmüyor. Belki de sırf bu yüzden insan insanın imtihanı olmuştur. Goethe ne diyordu; “insan insanın kurdudur.” Demek ki bireycilik de bir yere kadar…

Şahsen kollektifliğe inanan bir insanım.  Neden? Kapitalizmin bireycisi olmak istemediğim için. Marksizm’in insanı makine ve üretim aracı olma yanlışlığını benimsemediğim için. Makyavelizm’in pragmatik, çıkarcı, menfaatperest bencilliğini kabullenmek istemediğim için. Zira bu yaklaşımların hiç birisi insanlığı mutlu edememiştir. Mutedil olmayan, evrensel ahlak kurallarından beslenmeyen, insanı tanımayan ve ihtiyaçlarını tespit edemeyen her anlayış bireyi de insanlığı da mutsuzluğa mahkûm edecektir. Çünkü insanı madde gördüğünden içinde ruh yoktur,  gönül yoktur, derinlik yoktur. Toplumsallık bireyi içine alırken, bireycilik toplumu kuşatmaya yetemeyecektir.  Bireysellik şahsiyete tapmaya yol açarken, bireyi idealize eder ve hedefe oturtur. Bunu yaparken onun acizliğini unutur. Zayıflığını unutur. İnsana verilmiş üstün özelliklerinden yola çakarak onu tabulaştırır. Böylesi yanlıştır. Hem de nasıl yanlış?

Öyle ise gelin! Yaşanılabilir bir dünya için; sevgi, saygı, birlik beraberlik ve dostluklardan vazgeçmeyelim. Paylaşımın zirvesine ulaştığımız değerli insanları biriktirmeye devam edelim. İnsanlar bunun farkında olmasalar da, kıymet bilmeseler de insanları desteklemekten, yaşamaktan ve taşımaktan usanmayalım, yorulmayalım. Fakat tek bir şartla!

Kötü niyetli, bencil, çıkarcı ve amaçsız insanları taşımamak kaydı ile. Çünkü öylelerini taşımaktan vazgeçmezseniz, size yük ve yorgunluktan başka bir şey kazandırmazlar. Bu yüzden an gelir; vazgeçersiniz tüm insanlardan. Hem de böylesi bir tercihin, iyilik mücadelesi veren güzel insanlara haksızlık olduğunu bile bile. Sosyal ve kollektifliğe inana inana soyutlarsınız kendinizi. Bir usancın pençesinde yuvarlanırken. Ne zamana kadar? Yeni bir durulma vaktine kadar…

AR-EL-K
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.