Tosya Haber37 Gazetesi Güncel ve Doğru Haberlerin Adresi

Buğulu Camlar Ardında

Buğulu Camlar Ardında
Davut ZAT
Davut ZAT( davutzat@gmail.com )
85
08 Nisan 2020 - 10:13

Havalar inadına özlem kokuyor. Mevsim bahar. Toprak mis gibi uyanıyor hayata. Dereler çağlayıp, ağaçlar ve çiçekler açıyor. Duygular ise depreşiyor yeniden. Lakin korona illeti nedeniyle bu güzelliklere ulaşmakta sınırlı kaldık. Burukluk oturdu içimize. Sıkışıp kaldık, bahar hayallerimizle hastalık korkusunun arasına. İnsanlarımızı ekmek derdiyle başka şehirlere savuran kaderin cilvesi, bu günlerde memleket özlemi ve kıymetiyle bir kez daha test ediyor. Kendilerini başka şehirlere emanet edenler koşa koşa sıla ile buluşuyorlar. Umutlarının ve rızkının arayıcısı iken, çalıştıkları şirketlerce ücretsiz izne ayrıldılar. Parasız büyük şehrin yükünü çekmekte zorlananlar ya da virüs bulaşma korkusu yaşayanlar, okulların tatil olmasını da fırsat bilerek tekrar memleketlerine döndüler.

Bu günlerde televizyon kanallarının haberlerinde arıyoruz umutlarımızı. Kendimizi izolasyona tabi tutarken; her kuş ötüşü, her tomurcuk patlaması, yerden biten her bir ot tanesi, havadaki yağmur damlası, bulutların kabaran öyküsü tefekkürümüzü artırıyor. Her şeyin anlamı yokluk ve kıtlıkta daha bir mana kazanıyor. Varken kıymetini bilmediklerimiz halen var olmasına karşın nimetlenemediğimizden anlamlarını yeniden sorgulamaması fırsat tanıyor. Dört duvar arasına sıkışmış olmak, varlık içinde yokluğu yaşamak, ölüm duygusunu yeniden hatırlamak. Bir yerlerde kaybettiğimiz insani değerlerimizi hatırlamak. Dünyanın fani oluşunu, insanın emanetliğini, nimetlerin bize insan ve kul olarak bahşedildiğini görme vesilesi değil midir? Teorik bilgilin ötesine geçerek bunu şuur düzeyine getirmek fırsatını vermedi mi korona virüsü? Yoksa ‘aynı tas aynı hamam’ mıyız halen daha?

Virüs sebebiyle zorunlu kaybettiğimiz özgürlüğümüzü duvarlar arasından ve buğulu camlar arkasından seyrederek hisleniyoruz. Gönül gözüyle acizliğimizin farkına vararak acıyla tebessüm ediyoruz. Evet yüreklerimiz özgürlüğü özledi. Camiyi ve cemaati, normal rahatsızlıklarımız için gittiğimiz hastaneyi bile özledik. Kılamadığımız cumaları, birbirimizle sarılıp kucaklaşmalarımızı özledik. Güle oynaya yaptığımız düğünlerimizi, son görev diyerek koştuğumuz cenaze namazlarını ve taziyeleri, şehri, pazarı ve nicesini saymakla bitiremeyeceğimiz kıymetlerimizi özledik. Aslında balık gibiymişiz de haberimiz yokmuş nimet içinde yüzdüğümüzden. Şimdi karaya vurduk işte! Hani ‘deryada yüzerler, suyu bilmezler” misali. Kaseti geriye sarıp yaşanmışlıklarımızı bir bir gözden geçirmenin tam zamanı. İç muhasebe, yeni kararlar alma ve temiz niyetlerle geçmişin nimetlerine şükretme, yanlışlarına tövbe etme zamanı. Zira “her zorlukta bir kolaylık vardır” diyor Yüce Rabbimiz. Zorluğu kolaylığa, imtihanı kazanca, olumsuzluğu olumluya kanalize edebilmek, ancak tefekkür ve tevekkül kalesine sığınmakla mümkün değil midir?

Kıymet bilelim diye bize bir hatırlatma olmalı yaşananlar. Yürekler dayanılmaz özlemlerin sabır sınavını vermektedir. Sel oldu içimize akıyor belanın sızıntıları. Bu

günlerde geçecek elbette! Peki ders çıkaracak mıyız yaşananlardan? Hoyratça harcadığımız, müsrifçe farkında olamadığımız kıymetleri, nimetleri ve güzellikleri tasarruf edebilecek miyiz bundan sonra. Yoksa hayat normale döndüğünde kaldığımız yerden devam edecek miyiz eski halimizle? Bu günler de öncekilerde olduğu gibi unutulmaya mahkûm anılar arasına karışıp kaybolacaklar mı?

Zaman; can derdine düşmüş insanlığın, buğulu camlar ardından boş sokakları ve loş geceleri izleyerek ders çıkarma anına tanıklık etmektedir…

Isdunyasiburada.gif

Copyright© 2020 Tosya Haber37 Gazete ve Matbaacılık

izmir escortescorthd porno