DOLAR 18,5489
EURO 18,2870
ALTIN 990,12
BIST 3.146,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 27°C
Açık
Kastamonu
27°C
Açık
Cum 27°C
Cts 28°C
Paz 16°C
Pts 17°C
resim yükle
resim yükle

Göç Edebiyatı

Göç Edebiyatı
Beypark
29.06.2022
243
A+
A-

Değerli dostlar, zaman zaman hem tarih hem edebiyat hem de güncel konular üzerine düşüncelerimi kaleme aldığım yazılarımı sizlerle paylaşıyorum. Özellikle de ülkemizin gündemini meşgul eden konuları gerek tarih penceresinden gerekse edebiyat penceresinden açıklamaya çalışıyorum.

GU-NCELLENEN-Reklam

Elbette bunlar beni bağlayan acizane görüşler. Katılan da olacaktır katılmayan da.
Son zamanlarda özellikle önümüzdeki yıl yapılacağı düşünülen seçim dönemine girdiğimizden beri en çok konuşulan konulardan birinin “mülteci” sorunu olduğuna hepimiz şahidiz. İktisadi sıkıntıları bir kenara bırakıyorum. O benim alanım dışında kalıyor. Bu arada müsaadenizle “mülteci” konusuna da genel ve toptancı bakış açısıyla yaklaşmadığımı, daha ziyade “Türk dünyasından” ülkemize gelip yerleşen soydaşlarımıza yönelik yazdığımı bir kez daha yineleyeyim. Dikkatli okurlar zaten bileceklerdir. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki adına ister “Türkistan” diyelim isterse daha muhayyel bir adlandırma ile “Turan” diyelim; dünyanın neresinde olursa olsun “Anadolu”yu sığınılacak bir “liman” olarak gören Türk soylu insanlardan bahsetmeyi tercih ediyorum.
Unutmayalım ki genel itibarıyla hiç kimse durup dururken kendi yurdunu terk etmez. Elbette daha iyi yaşam şartlarını aramak, bulmak ve orada yaşamak için “keyfi” göç edenler ve yerleşenler vardır. Hatta zaman zaman onların bile kendi “ana vatanlarını” özlediğini duyarsınız.
Geçtiğimiz hafta cuma günü üç tane gayet iyi hazırlanmış “yüksek lisans” tezinin savunmasını dinledik ve hazırlayanları da danışmanlarını da “başarılı” bulduk. Bu tezlerden bir tanesi Kırım edebiyatında “göç” temasını işleyen “türkü” ve “şiirler” hakkında idi. Bir yüksek lisans tezinin sınırlarını aştığı için yalnızca türküler ve şiirler ele alınmıştı. Tezde 9 (dokuz) türkü ve tam 60 (altmış) şiir ele alınmış, Kırım Tatarcasından Türkiye Türkçesine aktarılmış (metinlerin asılları da verilerek) ve konu bakımından da tasnifleri yapılarak derinlemesine incelemeye tabii tutulmuş.
Şimdi diyeceksiniz ki bunları niye yazıyorum?
Sebebi şu: Tarih boyunca Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında zaman zaman gerilimler yaşanmış, savaşılmış, kayıplar verilmiş ve gerek mübadele (değişim) gerekse göç yoluyla Kırım yarımadasından Anadolu’ya hatta öyle ki Kastamonu’ya göçler yaşanmış. Bakın bu konuda Kastamonu İlk Haber gazetesinin 20.05.2019 tarihli (internet) nüshasında Orhan Salcı “Kastamonu-Kırım; Fetih, İşgal, Hicret, Sürgün…” başlıklı yazısında neler söylüyor:
“Kırım-Kafkas-Türkistan sürgünleri, insanlık tarihinin en acı, en vahşi, en acımasız sürgün ve göç hareketleridir.
Milyonlarca insan ansızın, hiç hazırlıksız, tamamen haksız, gerekçesiz; kar kış demeden, tren vagonlarına vs doldurulup bilmedikleri yerlere sürüldüler.
Sebepsiz.”
Gördünüz mü? Sayısını bugün bile tam olarak bilemediğimiz o kadar insan yurdunu, toprağını, vatanını nasıl kaybediyor. Her şeyden ötesi yine Salcı’nın ifadesi ile “… umudunu” kaybediyor. Kırım’ın coğrafya olarak ne kadar önemli olduğunu daha önceki yazılarımızda anlatmaya çalışmıştık. Hatırlayalım.
Bugünün Rusya Federasyonu, Çarlık Rusyasını yeniden inşa etmeye çalışan bir liderin önderliğinde 2014’te Kırım’da bir oldu bitti ile yaptırdığı adına “plebisit” denilen “halk oylaması” ile Kırım’ı ilhak etmişti. Etmişti etmesine de stratejik olarak pek önemli olan Azak Denizi’ni tam olarak alamamıştı. Batı batı diyerek yerlere göklere sığdıramadığımız “insan
hakları” savunucusu AB ve ABD’nin “cılız” tehditleri Putin’e vız gelmiş tırıs gitmişti. Şeytan işi gücü bırakıp aklımıza girip soruyor ki “… bütün o cılız diklenmeler hepsi danışıklı bir dövüşün” parçası mıydı. Öyle de görünüyor. Aradan altı yedi yıl geçmiş her şey unutulmaya yüz tutmuştu ki bu defa Ukrayna’ya toptan bir saldırı başlattı Ruslar. Halbuki ne kadar da iyi geçiniyorlardı.
Dördüncü ayını bitirdiğimiz bu işgalin neticesine bir bakalım. Ukrayna’nın Rusya Federasyonu ile sınırı olan doğu bölgesi tamamen Rusların eline geçti. Nereye kadar dersiniz? Mariupul ve Melitopol’ü de içine alarak ta Kırım’a kadar. Böylece Azak Denizi de Rusların eline geçmiş oldu. Bana göre bu iş artık burada bitti. Rusya alacağını aldı. Yoksa yukarıda yani kuzeyde Kiev bölgesindeki çatışmalar dikkatleri oraya çekmek içindi. Biz yukarı bakarken aşağıda yani güneyde işlem tamamlandı. Ukrayna’nın da Odessa’dan başka Karadeniz’e sınırı kalmadı. Batı da bu gerçeğe yavaş yavaş alışacak ve birkaç sene içinde sanki dört aydır Ukrayna’da hiçbir “insanlık suçu” işlenmemiş, hastaneler ve okullar ve dünkü gibi alış veriş merkezleri bombalanmamış, bebekler, çocuklar, yaşlılar ölmemiş, kadınlar tacize uğramamış gibi dünya yoluna devam edecek.
Sizce benzer bir senaryo bizim batı bölgemizde, Ege Denizi’nde ve burnumuzun dibindeki adalarda da hazırlanmıyor mu? Hazırlanıyor. Önce Zelenski’yi Rusya’ya karşı kışkırtmışlar ve yalnız bırakmışlardı, şimdi de Yunanistan’ı veya Miçotakis’i Türkiye’ye karşı kışkırtıyorlar. Adına Batı dediğimiz ülkeler—özellikle ABD, Fransa, İngiltere, İtalya—ürettikleri silahları yani tankları, tüfekleri, mayınları, füzeleri, bataryaları, gemileri, uçakları kime satacaklar? İran ile Irak’ı yıllarca savaştırıp onlara satmışlardı. Sonra Saddam Kuveyt’e girdi diye Körfez Savaşı’nı çıkarmışlar ve milyarlarca dolarlık silah satmışlardı. Kime? Size, bize, onlara ve bizlere, yani herkese. Ukrayna’ya ise yardım adı altında veriyorlar, daha sonra mahsup edeceklerdir kuşkusuz. Şimdi de Yunanistan’a yardım ediyorlar!.. 400 milyar Euro borcu olmasına rağmen. Eh, yakında görürüz netice veya neticelerini.
Dönelim Kırım halkına ve Salcı’nın tespit ettiği tarihi verilerle devam edelim. “… Kırım, çok değerli bir toprak. Stratejik bir bölge. Tarih boyunca en önemli toprak parçalarından biri olma özelliğini hiç kaybetmedi.
Rusya için önemli. Türk İslam tarihi, kültür ve medeniyeti için önemli.
Türkiye için önemli. Ama Kastamonu için çok daha önemli, değerli.”
Gördünüz mü ne diyor Salcı? Çünkü yine Salcı’nın cümleleriyle konuşacak olursak; “… Hüsameddin Çoban Bey, Sinop’ta kurduğu donanma ile Kırım’a hareket etmiş, Suğdak şehrini ve başka bazı kaleleri ve şehirleri fethetmiş, kendisi de zaferden sonra hemen geri dönmemiş, uzun bir süre orada kalmıştır. Bu seferden sonra Kırım, tamamen olmasa bile Kastamonu’ya, Çobanoğullarına, Anadolu Selçuklu Devletine tâbi kılınmıştır.
Kastamonu’daki pek çok cami, medrese vb hayırlı esere Kırım’dan vakfiyeler tahsis edilmiş, vergi, harç, vakıf geliri olarak Kırım’dan Kastamonu’ya bir gelir köprüsü kurulmuştur.”
“… Kastamonu’da Kırım adı, izleri halen çok canlıdır. Kırım, Kastamonu’da mahalle ve sokak isimlerinde yaşar. Akmescit Mahallesi, Kefeli Yokuşu, Kefeli sokak…” İsteyen veya merak edenler bu mahalle ve sokakların, camilerin, mescitlerin hatta muhacir veya bugünkü ifadesiyle “mülteci” olarak gelen Kırımlı ailelerin izlerini sürebilir. Sadece arşivlere girmek, tozlu raflarda unutulmuş belgelere ulaşıp karıştırmak yeter. Belki de sadece “Hamidiye mahallesi”nin adını vermek bile yeter de artar bile. Salcı, bu ismin Osmanlı’yı ve cennet mekân Abdülhamid Han’ı işaret ettiğini de yazısında ifade ediyor.
Şimdi gelelim bu insanların yani evini, köyünü, yurdunu terk etmek zorunda kalan bu insanların duygusal anlamda yaşadıklarına ve bu hissiyatı şiire/kâğıda dökebilmiş olanlara. Yazının başında söyledik ya bizim bulabildiğimiz en azından dokuz türkü hem de “yanık türkü” var Kırım göçlerinden geride kalan ve bize ulaşan. Bağrı yanık insanların “sessizce” attıkları, yüreklerinden kopan çığlıklar. İsterseniz misal de getirebiliriz. İster misiniz çok iyi bildiğiniz ve gözünüze yaş dolduran bir “gurbet” türküsü vatanını yurdunu evini terk eden Kırım Türklerinden bize miras kalmış olsun?
Gurbet
Gurbet o kadar acı
Ki, ne varsa içinde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde.
Ne arzum ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde.
Eriyorum git gide
Elveda her ümide
Gurbet benliğimi de
Bitirmiş bir içimde.
Hatırladınız mı bu acı türküyü? İşte bu “türkü” anne-babalarından, akrabalarından ve yurtlarından ayrılıp gurbette medreselerde okuyan talebelerden derlenmiş. Hadi bir tane daha örnek verelim ve yazımızı bitirelim.
Biz gideriz Kırım’dan
Biz gideriz Kırım’dan, ey yar, toplanmış gibi, toy gibi, söyler de ağlarım,
Akrabalar kalacak, ey yar, meleyen koyun gibi, söyler de ağlarım,
Ateş bastırıp gideriz, ey yar, kapını kapat, söyler de ağlarım,
Tüter kalan ocaklar, ey yar, söner mi eken, söyler de ağlarım,
Tatar halkı horluğa, ey yar, koner mi eken, söyler de ağlarım,
Kaldı çizme altında, ey yar, babaları kabri, söyler de ağlarım,
Bunu gören saf adamın, ey yar, kalmadı sabrı, söyler de ağlarım,
Ağalar ırgat oldu, ey yar, babalar kahya, söyler de ağlarım?
Genç Tatarlar hizmetkar, ey yar, analar gibi, söyler de ağlarım,
Borç diye bildik göçmeyi, ey yar, Osmanlı toprağına, söyler de ağlarım?
El bağladık kadere, ey yar, sığındık Hakk’a, söyler de ağlarım,
Dolaşıp çıktı bir gemi, ey yar, Gök burundan, söyler de ağlarım,
Götürülen kısmetler, ey yar, şu Kırım’dan, söyler de ağlarım,
Gidiyor gemimiz, ey yar, dumanı tüterek, söyler de ağlarım,
Biz gittikten sonra, Kırım’da, ey yar, kalmadı neşe, söyler de ağlarım
Derya dolu gemi, ey yar, Tatar halkı, söyler de ağlarım,
Tatar’ı yurttan ayıran, ey, yar, Kossak alayı, söyler de ağlarım,
İstanbul yalısı, ey yar, bize de gülmüyor, söyler de ağlarım
Padişahın verdiği iki öküz, ey yar, “kah” desem de yürümüyor, söyler de ağlarım,
Aşka katsan, tatmaz, ey yar, Varna’nın tuzu, söyler de ağlarım,
Eteklik giymiş yürüyor, ey yar, padişahın kızı, söyler de ağlarım,
Bulamadım ben burada, ey, yar, kıblemi, dışım söyler de ağlarım,
Her şeyden de tatlıdır, ey yar, doğduğum yurdum, söyler de ağlarım,
Düşse Kırım akla, ey yar, içim kanar, söyler de ağlarım,
Türlü darlık, sıkıntı, ey yar, yüreğim kanar, söyler de ağlarım,
Hicret vacip – dediler, ey yar, ulemalar, söyler de ağlarım,
Oh olsun, şimdi kendileri, ey yar, zâr kılalar, söyler de ağlarım. Gördüğünüz gibi kimse “yurdunu, ana vatan topraklarını” öyle güle oynaya terk etmiyor. Bugünlük bu kadar. Haftaya bir başka yazıda Çin zulmü altında yaşayan Uygur Türklerinin “göç” türküleri ve şiirlerinde buluşmak üzere, kalın sağlıcakla diyorum.

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.