DOLAR 13,3459
EURO 15,1946
ALTIN 764,02
BIST 1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
9°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 11°C
Paz 9°C
Pts 11°C
resim yükle
resim yükle

Gözyaşı

Gözyaşı
Beypark
25.08.2021
232
A+
A-

Bugün sizlerle Türk dünyasındaki isyanlardan ve başkaldırılardan bahsetmek istiyorum. Konumuz geçmişten günümüze Türk dünyasında yaşanan isyanlar olsun. İşgalcilere karşı isyanlar, baskıcı yöneticilere karşı isyanlar, özgürlük için isyanlar ve bu isyanların edebiyata yansıması o kadar zengin ki burada yazı serisi yapsak bir yılda bitmez.

REKLAM-VEREB-L-RS-N

 

Mesela Doğu Türkistan’da işgalin evlerine, ailelerine kadar girdiğini bildiğimiz, dünyanın da bildiği halde sessiz kaldığı, üç maymunu oynadığı Uygur Türklerinin bir veciz sözü var: “Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri her üç yılda bir küçük, her otuz yılda bir de büyük isyan” çıkarırlar. Ne olursa olsun, hani ya şehittir ya gazi sözünün özüne uygun olarak özgürlük için hiç korkmadan koskoca Çin’e karşı isyanlar çıkartıyorlar. Abdürrahim Ötkür “İz” şiirinde ve romanında Uygur Türklerinin bu isyanlarıyla gelecek nesillere ‘yol’ açmak için “iz”ler bıraktıklarını söylüyor. Yazar romanının mukaddemesinde Kaşgarlı Mahmud’dan aldığını söylediği bir cümleyi zikrediyor: “Kadem izi – birevning manganlıgını körsetidü” yani “Ayak izi, birilerinin geçtiğini gösterir” diyor. Biz de hiç olmazsa “ayak izimiz” kalır diyerek bu satırları yazalım. Aralık 1985’te o zamanın Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde büyük bir isyan çıkıyor. Aralık ayında olduğu için de “Aralık isyanları” olarak kayıtlara geçiyor. İşte bu başkaldırı Sovyetler Birliği’nin yetmiş yıllık ömründe karşılaştığı ve sonunu hazırlayan ilk ve tek isyandı. Binlerce genç ve şuurlu Kazak halkı bu isyanın polis ve askeri güçle bastırılması sırasında hayatını yitirdi. Bayramların “kurbansız” olmayacağını hepimiz biliyoruz. Bugünkü bayramları onlara borçluyuz. İsyan eden gençlerin sloganları neydi bilir misiniz? İçinizde takip edenler vardır gelişmeleri; ama yine de ben söyleyeyim: “Kazakistan, Kazaklarındır!” Çünkü Aralık 1985’e kadar 30 yıl boyunca Kazakistan’da görevde bulunan 1. Sekreter yani Devlet Başkanı Kazak Dinmuhammed Kunayev Moskova tarafından görevden alınmış yerine de Rus Genady Kolbin görevlendirilmişti. İşte bu değişime karşı ayaklandı gençler Almatı şehrindeki Cumhuriyet meydanında. Pek çoğu da hayatını kaybetti. Özgür Öztürk, toplumsal hareketlerin sosyolojisini incelediği yazısında isyan eden insanların veya toplumsal kesimlerin “kendi refahları, hakları veya iyilikleri ile ilişkili kaygı duydukları durum ve süreçlere ilişkin bir itiraz, değişim talebi” olduğunu söylüyor. Asıl amacın “değişim” olduğu kesindir. Halkların kimileri zalim yöneticilerin altında yaşamaya ses çıkarmazlarken “gönüllü köleliğe” boyun eyerken kimileri de bu duruma isyan ediyor. Samet Azap da Türk Dünyasındaki toplumsal hareketlerin sebep ve sonuçlarını irdelediği yazısında Türklerin tarih boyunca esareti gönüllü olarak asla kabul etmediğini açık açık belirtiyor; zira Türkler yaradılışları gereği bağımsızlıklarına düşkünlüklerinden sürekli başkaldırıyorlar. Birçok sebeple emperyalizmin kıskacında kalan Türk dünyası, Rusya’nın ve Çin’in “büyük oyun” bölgesi olmuştu. 1552’de Kazan’ın düşüşü ile başlayan ve Türkistan’a düzenlenen Çarlık ordusunun seferleri kanlı çarpışmaları beraberinde getirdi. Çin de yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle öne çıkan Doğu Türkistan’ı işgal etmiş ve “yeni toprak” adını vermişti. İsyanlar her türlü baskıya ve zulme rağmen istiklale kadar devam edecektir. Aslında Tosya’nın bağrından çıkan değerli akademisyen Mehmet Kıldıroğlu’nun kaleminden Türk tarihinin derinliklerine kadar inerek İslam öncesi başkaldırı ve isyanlarını öğrenmek mümkün. Belki kendiinden istenecek bir yazı ile isyanların çokça görüldüğü Türk tarihine daha yakından bakılabilir. Türklerdeki başkaldırılar genelde haksız iktidar sahiplerine, törenin bozulmasına ve kötü yöneticilere karşı olmuş. İslam öncesi dönemde Türkler bazen de komşularında özellikle Çin’de meydana gelen başkaldırıları bastırmak için davet edilmişlerdir. Bu tür yardımlar Türklere çok büyük bir prestij sağlamıştır. Bunun gibi başkaldırıların örneklerini Gök-Türkler, özellikle de Uygurlar zamanında görmek mümkündür. Başlık olarak attığımız ‘Gözyaşı’ ile yazımızı toparlayalım. Aşağıda Uygurca aslını da verdiğim bestelenmiş şiirin başlığı “qeni kök-böre?” yani “bozkurt nerede?” Belki ileride bir başka yazıda siyasî ideolojinin ötesine geçerek Türk kültür tarihinde “bozkurt” ve onun etrafında oluşan “mitoloji” ve kavrama derinlemesine bakabiliriz. Fakat burada bizi yakından ilgilendiren konu Doğu Türkistan halkının yani kan kardeşimiz Uygur Türklerinin zalim Çin’in baskısından artık “gökyüzü kara, âlem kara, dost yakınların gönlü kara” olmuştur. Yine kültür tarihimizde “karalar bağlamak” sözünün ne anlama geldiğini hepimiz biliriz. Bu şiirde de “babaların bağrı oldu yara” derken zulmün boyutunu gözler önüne sermekte şair. Yine şiirin devamında görüleceği gibi “büyüğü küçüğü çeker esrarı, kız kardeş ayşe, oldu fahişe, çocuklar düşünceye salar endişe, neredesin bozkurt?” ifadeleri abartılı görülebilir. Fakat anlatılanlarda abartı olmadığını, bilakis henüz anlatılamayanların da olduğunu bilmekte yarar vardır. Küçük bir misal getirecek olursak son yıllarda Çin’in uyguladığı bir plandan bahsedebiliriz. Çin hükümeti, her Uygur ailesinin yanına bir Çinli erkeği yerleştirmiştir. Bu cümlede neyin anlatılmak istendiğini açıklamaya gerek görmüyorum.
Çince konuşmadıkları, Çin mekteplerine gitmedikleri, İslam’ı terk etmedikleri, ana dilleri olan Uygur Türkçesini bırakmadıkları için iş bulamayan gençler esrar da çekiyor, kız kardeş Ayşeler de fahişe oluyor. “Analar yine çaresiz kaldı, babalar yine çaresiz kaldı” derken içinde yaşanan zulmeti, halkın üzerine çöken kara geceyi” açıkça ifade ediyor şair. “Neredesin bozkurt?” ifadesi de Türklerin Ergenekon’dan çıkışına ve o çıkışta onların önüne düşüp yol gösteren “bozkurt”a gönderimde bulunsa da asıl çağrıda bulunulan şahıs, onları bu zulmetten ve karanlık geceden aydınlığa çıkarak isyanı veya başkaldırıyı başlatacak bir liderdir. Bir zamanlar küllerinden Anadolu Türklüğünü çekip çıkaran, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Atatürk gibi bir lidere çağrıdır bu çağrı.
GÖZYAŞI
Akademik
cüp cüp közler yanar xıre
göya mâtem saldi dile
bıznı başlar tang menzilige
qeni kök-böre
kök-böre
asman qara âlem qara
dost yeqinlar köngli qara
atılar bağri boldi yara
qeni kök-böre
kök-böre
aka ine tartür nişe
singil ayişe boldi paişe
balılar dılığa salar endişe
qeni kök-böre
kök-böre
aq alwasti qara alwasti
goya zülmet qara tün basti
anıler yene sözdın adaşti
atılar yene sözdın adaşti
qeni kök-böre
kök-böre
çifte gözler yanar kararır,
güya matem saldı dile,
başa geç, bizi aydınlığa götür,
neredesin bozkurt?
bozkurt!
gökyüzü kara, âlem kara,
dost yakınların gönlü kara,
babaların bağrı oldu yara,
neredesin bozkurt?
bozkurt!
büyüğü küçüğü çeker esrarı,
kız kardeş ayşe, oldu fahişe,
çocuklar düşünceye salar endişe,
neredesin bozkurt?
bozkurt!
ak düşman, kara düşman,
güya zulmet, kara gece bastı,
analar yine çaresiz kaldı,
babalar yine çaresiz kaldı,
neredesin bozkurt?
bozkurt!
Yeni isyan/larda ve şiirlerde/edebiyatlarda
buluşmak dileğiyle, “gözyaşlarımız” sel olmasın…
Esen kalın…

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.