DOLAR 18,6356
EURO 19,5951
ALTIN 1.077,06
BIST 5.046,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 10°C
Hafif Yağmurlu
Kastamonu
10°C
Hafif Yağmurlu
Cts 9°C
Paz 7°C
Pts 7°C
Sal 9°C
resim yükle
resim yükle

Hoca Ahmed Yesevi Hz’nin Hocası ARSLAN BABA

Hoca Ahmed Yesevi Hz’nin Hocası ARSLAN BABA
Beypark
28.09.2022
211
A+
A-

Güney Kazakistan’ın Türkistan kentinde şehir merkezi ve Hoca Ahmed Yesevi Hz.’nin türbe ve müzesi ile ilgili yayınladığım iki bölümden sonra bu bölümde Hoca Ahmed Yesevi’nin hocası olduğu ve menkıbelerde geçen tarihler aralığına bakıldığında rivayete göre 400 yıl yaşayan, Hoca Ahmed Yesevi’nin 7 yaşında iken tanışıp sonra hocası olan Arslan Baba’yı bu bölümde aktarmaya çalışacağım. Türkistan Havalimanı’na indikten sonra beni karşılayan Hoca Ahmed Yesevi Üniversitesi HukukFakültesi mezunu Akkılıç Türkmen ile otelde otururken yaptığımız gezi programı doğrultusunda Hoca Ahmed Yesevi’nin Hocası olduğunu söylediği ve Türkistan’dan 70 km. uzaklıktaki Otrar’a gitme kararı aldık. Dolmuş taksi ile yola çıktığımızda Akkılıç, bana bir menkıbeden bahsetti. Hoca Ahmed Yesevi Hz’nin vefatından önce bir vasiyeti olduğunu ve o
vasiyette Hoca Yesevi’nin; “Beni ziyarete gelenler, önce Arslan Babama uğrayıp sonra bize gelsinler. Bizden önce Arslan Babamız ziyarete layıktır.” Ancak biz bu vasiyeti  bilmediğimizden önce Hoca Ahmed Yesevi Hz.’ni ziyaret etmiştik. Bir hata yapmış isek affola..
Güzel sohbet Otrar yolu boyunca devam etti ve yolda yapılan çalışmalar nedeniyle yaklaşık 1,5 saatte Otrar’a ve Arslan Baba’nın türbesine ulaştık Büyükçe düz bir alan  içinde ana yoldan yaklaşık 400 metre içeride eski Türk mimarisi ile yapılmış tek katlı kervansaray görünümlü yapıya yaklaştık. Dualarımızı ettik ve türbe çatısı altında bulunan mescitte şükür namazımızı kıldık, iç ve dış mekanda fotoğraflarımızı çektik. Hoca Ahmed Yesevi hazretlerinin mürşidi olan Arslan Baba Hazretleri, Kazakistan’nın Otrar- Yesi bölgesinden Sayram’a kadar uzanan bölgede tanınan bir alimdir.
MENKIBE “Emîr Timur, manevî yönden saygı duyduğu Ahmed Yesevî’nin makamı üzerinde şanına lâyık bir türbe yaptırmaya niyet eder. Yesi’deki Ahmed Yesevi kabri odak alınarak yapılmağa başlanan türbenin temelleri üzerinde duvarları yükseltilmeğe başlandığında garîb bir durum ortaya çıkar. Duvar ustaları temeller üzerine ördüğü tuğla duvarlar her gece yerle bir olmaktadır. Bu yüzden ertesi gün duvar yapımına yeniden sıfırdan başlanması gerekmektedir. Bu durumun türbe inşaatını olumsuz etkileyeceğini ve tamamlanmasının gecikmesi nedeni ile Emîr Timur’un gazabına uğrayacaklarından korkan ustalar geceleri duvarların nasıl yıkıldığını anlamak için bir gece pusuya yatarlar. Gece karanlığı çökünce iri bir beyaz bir öküzün aniden belirerek boynuz darbeleri ile yükseltilen duvarları yere indirdiğini görerek şaşırırlar. Bunun sebebinin ne olacağını danıştıkları bir velî, Arslan Baba kabri imar edilmeden kendi kabri üzerinde türbe inşa edilmesine Hazret Sultan Yesevî’nin râzı olmadığını söyler. Bu sırada Emîr Timur da bir gece rüyasında Ahmed Yesevî’ye türbe yaptırmasından önce mürşîdi Arslan Baba’nın türbesini inşa ettirmesi ve daha sonra Yesevî külliyesi
inşaatının sürdürülmesi gerektiği bildirilir. Bu durum üzerine Emîr Timur önce Arslan Baba türbe yapılmasını ve sonrasında Ahmed Yesevî külliyesi inşaatına devam edilmesi emrini verir.”
ARSLAN BABA
Türkistan’da yaygın olan menkıbelerde Hz. Rasûlullah’ın ashâbından bir kişi olarak gösterilen Arslan Baba, İslâm’ı öğrenmek maksadıyla Arabistan’a giderek, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ile görüşüp İslâm’ı kabul eden ‘ozanlar pîri’ Korkut Ata ve Türkistan sûfîlerinin önde gelenlerinden Çoban Ata ile birlikte Türkistan’da İslâm’ı yayma
faaliyetinin bilinen ilk öncülerindendir. Menkıbeye göre Allah Resülü’nün seferlerinden birinde, ordu uzunca bir yol aldıktan sonra konaklar. Bazı sahabilerin erzakı tükenmiştir. Konakladıkları yerde yiyecek bir şeyler bulamadıklarından, Hz. Peygamber’in çadırına gelerek durumu arzederler. Fahr-i Kainat dua buyururlar. Allah Resulü’nün duasi üzerine Cenab-ı Hak, Cibril(a.s.)’ın vasıtası ile cennetten bir tabak hurma gönderir. Resülullah (s.a.v.) saadetli ellerini arkasına uzatır ve Hak Teala’nın ikramı olan hurmayı sahabe halkasının ortasına bırakır. O esnada bu nasipli meclisin içinde Arslan Baba da bulunmaktadır. Ashap topluluğu bu ilahî ikramdan nasibini alırken, hurmalardan biri yere düşer. Bunun üzerine Cibrîl (a.s.) tabaktan düşen hurmanın sonradan gelecek olan ümmet arasında ”Ahmed” adlı bir zatın kısmeti olduğunu, o zatın ümmetin seçkinlerinden olacağını beyan eder ve hurmanın sahibi olacak Ahmed’in vasıflarından bahseder. Bunun üzerine Allah’ın elçisi yere düşen hurmayı mübarek eline alır ve meclisindekilerden, sonraki ümmetler arasında bulunacak olan Ahmed’in emaneti olarak bu hurmayı sahibine ulaştırılması vazifesini üstlenecek bir sahabi sorar. Bir müddet sükuttan sonra Arslan Baba, Allah’ın inayeti ve Resülullah’ın (s.a.v.) duasının bereketiyle bu emaneti sahibine ulaştırma görevini üzerine alabileceğini bildirir. Hz. Peygamber tarafından ilmi ilahi ile Arslan Baba hazretlerine hurmanın sahibinin nasıl, nerede bulunacağı tarif edilir. Ayrıca Arslan Baba hazretlerine gelecek ümmetin arasındaki o seçkin kulun manevi terbiye ve irşadı ile ilgilenmesi vazifesi de verilir. Böylece Arslan Baba’ya emanet edilen hurma, sahibi olan Ahmed’e ulaştırılmak üzere. Beni Kantura’nın yurduna, yani Türkistan topraklarına doğru yola çıkarılır. Yıllarca Türkistan bozkırlarda dolaşan ve üzerindeki Muhammedi emaneti iletmek için Ahmed’i arayan Arslan Baba hazretleri. Peygamber (s.a.v.) emanetini yine Peygamber duasının bereketiyle taşıdığından uzun bir ömür sürer. Gönüllü taşıyıcısının damağında ıslatılarak taze kalması sağlanan hurma, Hace Ahmed Yesevi yedi yaşında iken Arslan Baba’nın Yesi’de kendisi ile karşılaşmasıyla sahibine ulaşmış olur. Arslan Baba Yesi şehrine geldiğinde, medresenin önünde oyalanan bir grup çocuğun kendi aralarındaki konuşması esnasında kulağına Ahmed ismi ilişir. Bir taş üzerine oturup, hali diğer çocukların haline benzemeyen Ahmed’i seyretmeye koyulur. Uzakça bir mesafeden seyrederek “Acaba aradığım Ahmed bu mu? Ümmetin
seçkin kullarından olacak o nasipli evlat bu mu?” diye düşünürken; çocuk, Arslan Baba’nın yanına gelir. Önce pîr-i fani olmuş, Muhammedi sevda ile yıllarca dağlar  ağırlığında bir emaneti sahibine ulaştırmak üzere dolaşmış olan bu ulu zatın cemaline hayran hayran bakar. Arslan Baba hazretleri konuşmaya başlamadan evvel Hace Ahmed davranır, “Babam, bizim emanetimizi buyursanız” der. Arslan Baba hazretleri elindeki asaya dayanarak ani bir kalkışla, “Seni edepsiz çocuk” diyerek Hace Yesevî’nin üzerine yürür. Hace Ahmed tek bir adım geri atmadan, olduğu yerde kıpırdamadan bekler. Zira Arslan Baba‘ya verilen emanetin kendisine ait olduğunu kesin bir bilgi ile bilmekte ve bilgisine iman etmektedir. Çocuğun bu halini gören Arslan Baba, ‘Elhamdülillah, gördüm’ diyerek, Ahmed Yesev’nin önünde usulca diz çöker. Hace Ahmed Yesevi de hemen karşısında edeplice oturur. Hadiseyi gören medrese ehli karşılıklı oturmuş ağlamakta olan, henüz çocuk yaştaki Hace Ahmed ile pîri fani olmuş Arslan Baba’yı seyretmektedir ve emanet hurma ortaya çıktığında çevreyi bir cennet kokusu kuşatır. Hurma bizzat Arslan Baba hazretleri tarafından Hace Ahmed’in ağzına konulur. Kendisine iletilen emanet ile beraber ilahi rahmete ve Muhammedi muhabbete vasıl olan Hace Ahmed ağlayarak, “Babam; hurmayı bana ilettiniz. Ancak benim sizden bir muradım vardır. Ben sizin kalbinizde gizli olan, bu hurmanın özüne talibim!” der. Arslan Baba, Hace Ahmed’i irşad halkasına kabul eder. Hadiseye
şahit olan medresenin şeyh, molla ve talebeleri çocukluk çağlarında Allah’ın ikramına ulaşan Hace İbrahim’in oğlu Ahmed’e teberrüken dualar ederler, sırtını sıvazlarlar.
ARSLAN BABA TÜRBESİ
Arslan Baba’nın tarihi Otrar şehri yakınlarındaki türbesi de Emir Timur tarafından inşa ettirilmiştir. Yesi’nin güneyinde yer alan ve Moğollar tarafından yağmalanıp toprak altına gömülen sonra Otrar şehri, günümüzde Emir Timur’un ölümüne tanıklık etmiş bir harabeler yığınından ibarettir. Emir Timur tarafından inşa ettirildikten sonra tabii etkilerle yıpranan Arslan Baba Türbesi, Kazak hanları tarafından tamir ettirilmiştir. Uzun, yatık dikdörtgen biçimli ön cephenin köşelerinde birer minare,
tam ortasında yüksek eyvan kemeri bulunur. Eyvanın sol tarafında görülen yüksek nispetli iki kubbenin bulunduğu bölüm türbedir. Diğer tarafta mescit kısmı yer alır. Ön cephe binanın ana kütlesinden daha yüksek yapılmıştır. Cepheyi dikdörtgen kartuşlar ve kabartma çerevelerle meydana gelen bant kuşatır. Köşe minarelerinin kubbeli şerefe kısımları, bu bandın üzerinden yükselir. Soldaki minarenin kemerli şerefe açıklıkları tuğla ile örüldüğünden kule görünümündedir. Derin giriş eyvanı, iki yanındaki çıkıntılı duvarların üzerindeki küçük kuleciklerle ve alınlık anlayışında kemer ile süslenir. Planda ve cephede kütleyi ikiye ayıran eyvan, toplanma ve dağılma alanı olarak düzenlenmiştir. Türbeye ve mescite eyvanın iki yan duvarındaki kapılardan ulaşılır. Türbe iki mekanlıdır. Arka odada Arslan Baba’nın 4 metrelik büyük lahdi bulunur Duvarlar modüler kemerlerle ayrılmış olup başkaca tezyini yoktur. Türbe i şerifte Arslan Baba’nın ayak ucunda yatan üç dervişin isimleri ise; sırasıyla Arslan Muhammed,
Kırlangıç Baba, Şahin Baba ….
Mescidin girişinde, iki yanda küçük birer hücrenin ilerisinde mescit bölümü var. Mihrabın önünde ahşap sütunlarla taşınan küçük kubbe, dışarıdan görünmez. Bugün Türkistan’da halk arasındayaşayan menkıbeler dikkate alınarak hala Ahmed Yesevî türbesi ziyarete edilmeden önce 70 km. mesafede olan Otrar yakınındaki Arslan Baba
türbesinin ziyaret edilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu türbe ziyaret edilmeden Yesevî türbesinin ziyaret edilmesi yöre halkı tarafından hoş görülmez. Bu hassasiyet,  menkıbelerle nakledilen sözlü rivayetlerin halk bilincinde nasıl yer edip kök saldığının somut bir örneğidir. Bu hassas davranışın gerekçesini yansıtan rivayet, Arslan Baba’nın türbesinin yapımını da Hazret Sultan Yesevî’nin bir kerâmetine dayandırır: Arslan Baba Hz.leri ile Yesevi Hz.leri arasında elbet yüzyıllar var. Kaynaklar
Arslan Baba’nın dört yüz yıl yaşadığını söyler. Allah’ın hikmetinden sual olunmaz. Her şeyi yaratan Allah, hangi kuluna ne kadar ömür vereceğini ve kimi neyle nasiplendireceğini bilir. Bu sebeple; “şu kadar mı yaşamıştır,” “bu kadar mı yaşamıştır” veya “gerçek midir” gibi sorularla sınırlı aklımızı zorlamanın bir anlamı yoktur.  Çünkü ortada bir hakikat var. Kazakistan sınırları içerisindeki, Türkistan’ın Otrar şehri kalıntılarının hemen yanı başındaki Arslan Baba türbesi onun varlığının bir delilidir. Bu türbeyi ziyaret edenler göreceklerdir ki, Arslan Baba, yeryüzünde yaşamış ve her insan gibi ölümünden sonra toprağa verilmiş, daha sonra üzerine bir türbe inşa edilmiştir.
( HAFTAYA; HOCA AHMED YESEVİ ÜVİVERSİTESİ)

O-nderler-Haber-I-c-i-Gif-Reklam
I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.