DOLAR 18,5475
EURO 18,2091
ALTIN 991,37
BIST 3.146,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 27°C
Açık
Kastamonu
27°C
Açık
Cts 28°C
Paz 16°C
Pts 17°C
Sal 17°C
resim yükle
resim yükle

“Kafkasya’ya genç bakışlar”

“Kafkasya’ya genç bakışlar”
Beypark
07.09.2022
84
A+
A-

Sevgili Tosyalılar, Öncelikle geçtiğimiz hafta yayınlanan yazımla ilgili olarak affınıza sığındığımı bilmenizi istiyorum. Zaman zaman bilgisayarda hatalar yapabiliyoruz.

GU-NCELLENEN-Reklam

Bazen yazdığınız yazının üzerine bir şeyler yazıyorsunuz ve daha önce yazdıklarınız siliniyor. Geçen hafta da öyle olmuş. Yukarıdaki başlığı atmış ve yazımı bitirmiştim ki aklıma bu haftanın yazısının başlığı geldi: “Taşı gediğine koymak!” Lakin bu başlık altında yazmayı düşündüğüm yazının tasladığı maalesef geçtiğimiz haftanın yazısının üstüne kaydetmişim ve tahmin ettiğiniz gibi her şey silinip gitmiş. Lütfen kusura bakmayın, çünkü böyle kazalar olabiliyor.
Gelelim yukarıdaki başlığımıza. Gençlerle ilgili konulara zaman zaman eğildiğimi biliyorsunuz. Onları genelde ilgisizlikle, isteksizlikle ve daha da kötüsü tembellikle itham ediyoruz. Halbuki öyle değil bence. Onların başka dünyaları var. Başka dünyalarda yaşıyorlar. Bizim aklımızın çoğunlukla ermediği alanlarda bizden çok çok daha ilerideler. Mesela bilgisayar, mesela internet, mesela cep telefonu. Akıllı cep telefonu kullanıyorlar ve gerçek anlamda “kullanmak” fiilinin karşılığını veriyorlar. Ondan azami ölçüde yararlanıyorlar. Kendimden örnek verecek olursam, akıllı telefonumun belki de %10-15’ini kullanabiliyorum. Halbuki “gençler” çok daha fazlasını kullanıyorlar, çok daha farklı şeyler üretebiliyorlar.
“Lucy” isminde bir film vardı. Ailecek izlenmeye pek müsait değil; ama içerik açısından hepinizin ilgisini çekeceğinden eminim. Elbette Amerikalı güzel artist Scarlette Johanson’dan bahsetmiyorum. Ayrıca daha önceleri “Tanrı” rolünü oynamış Morgan Freeman’dan da bahsetmiyorum.
Filmin konusu çok ilginç. 2014’te vizyona giren ve epeyce ilgi çeken film akla ziyan bir konuyu işliyor. Filmin yönetmeni Luc Besson. Fransız yapımı film bir açıdan bilimkurgu. Film Tayvan’ın başkenti Taipei’de başlıyor ve Avrupa’nın değişik başkentlerinde devam ediyor. Suça bulaşmış sokak çeteleri yeraltı dünyası ve mafya işbirlikçisi polislerin akıl almaz davranışları dikkat çekiyor. Uyuşturucu ticareti artık doğal yollardan fakat kanuna aykırı olarak üretilen “uyuşturucuları” bir kenara bırakmış. “Bonzai” tarzında suni olarak üretilmiş sentetik olanların ticaret ağı filmin aksiyonunu oluşturuyor. Bunlar bildiğimiz şeyler. Bilmediğimiz kısım ise—en azından benim bilmediğim—bu sentetik uyuşturucunun kana karıştığında insan vücudunda olağanüstü etkisi.
Lucy’nin vücudunun içine kurye olması için yerleştirilen bu yeni tür sentetik uyuşturucu torbası, kadının şiddete uğradığı sırada patladığında beklenmedik bir şekilde vücuduna nüfuz edip kanına karışmaya başlıyor. İşte bu sırada hem kadın hem de izleyici mucizevi bir durumla karşılaşıyor. Kadının damarlarında dolaşan kimyasallar, ona insanüstü yetenekler kazandırıyor. Kim istemez ki?! Artık akıl okuma, telekinezi ve acıyı hissetmeme gibi güçlere sahip olan genç kadının beynindeki tüm algı kapıları sonuna kadar açılıyor. Kadın artık gittikçe artan bir şekilde beyninin bütün kapasitesini kullanmaya başlıyor.
Luc Besson’un yönettiği 2014 yapımı bu Fransız bilimkurgu filmi, standart bir insanın beyninin yüzde 10’unu kullanabildiği—henüz ispat edilememiş olsa bile–teorisinden yola çıkarak, bu oranın artması durumunda elde edebileceği güçleri ve yapabileceklerinin sınırını sorguluyor.
Einstein’in veya ondan bu yana dünyaya gelen en üstün teorik fizikçi olarak kabul edilen ve son zamanlarda yitirdiğimiz İngiliz fizikçi, astronom, teorisyen ve yazar Stephen Hawking’in beyin kapasitelerinin %’de kaçını kullandığını bilmek ister misiniz? %10-12’sini kullandılar ve bugün biz onları “dâhi” olarak kabul ediyoruz. Düşünsenize bir de %100 kapasite ile çalışsalardı ne olurdu!.. Bu arada Mel Gibson ve Sean Penn’in baş rolde oynadığı “Deli ve Dâhi” filmini izlemeyi sakın unutmayın. İkisinin arasında da sadece ve sadece “ince bir çizgi” olduğunu da aklınızdan çıkarmayın.
Şimdi gelelim “genç” bakışlara. Evet, gençler ellerindeki akıllı telefonların kapasitesini bizden daha iyi biliyorlar ve kullanıyorlar. Bırakalım kullansınlar, bilgiye kolay ulaşsınlar ve elde ettiklerini iyi analiz etsinler. Hayatı ve geleceği bizden daha iyi okusunlar.
“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” deyimini bilirsiniz ve kullanırsınız diye düşünüyorum. Sıkça kullanılır çünkü. “Bina okumak” ne demek? Biraz araştırdığınızda ortaya ilginç bir bilgi çıkıyor. Belki de hiç düşünmediğimiz kadar tuhaf bir bilgi. Şöyle diyor internet kaynağı:
Binâ, eskiden Arapça dilbilgisinde fiillerin çatılarını, emsile de fiil çekimi ve örneklerini içerirdi. Bu ders, medreseye yeni başlayan çocuklar için çok zordu. ‘binâ’ dersinde başarılı olanlar bir üst aşamalara geçirilirdi. Ancak o aşamalarda hata yapan öğrenciler geri çevrilip yeniden ‘binâ’ okumaya mecbur edilirdi.
Eee, ne olmuş yani? Şöyle olmuş. Biz de bildiklerimizi—bilmediklerimizi bir kenara bırakarak—sık sık tekrarlıyoruz tıpkı “bina” okuyan oğlumuz gibi. Kafkasya, ötesi ve Avrasya. Nihaî hedef Türk dünyası. Yine ata yurdundayım, Kazakistan’da. Belki bir aylık yazılarıma ara vermek zorunda bile kalabilirim. Yani bizim de “binamız” Türk dünyası.
Başkanlığını Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ın yaptığı Kafkasya Üniversiteler Birliği, gençlere imkân vermek, onların ufkunu açmak için seri konferanslar ve sempozyumlar düzenliyor. Tebriz ve Erdebil gibi İran’ın önemli şehirlerinde yapılanların ardından bu yıl da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Yakın Doğu Üniversitesi iş birliği ile yapmanın planlarını hazırlıyor. Lisans üstü eğitim yapan gençlere açık olacak bu konferans onlara büyük tecrübe kazandırıyor, birbirleriyle tanışma fırsatı veriyor ve akademik gelişimlerine katkı sunuyor. İlginç konuların ortaya çıkacağına eminim; çünkü “gençler” bizden daha farklı, bizden daha “analitik” yani “çözümleyici” ve sistematik düşünüyorlar.
Sempozyum gerçekleştiğinden sizlerle çıktılarını paylaşacağımı bilmenizi istiyorum. Fark etmiş olmalısınız, bugün sizlere kitap tavsiye etmedim!.. Sadece iki “film” önerdim, seyretmeniz için.
Yine ve yeni yazılarda buluşmamız dileğiyle, sağlıcakla kalın!
Kazakistan’dan selamlarımla,
Prof. Dr. Orhan Söylemez

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.