DOLAR 18,5803
EURO 18,4562
ALTIN 1.019,19
BIST 3.460,45
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 15°C
Çok Bulutlu
Kastamonu
15°C
Çok Bulutlu
Per 17°C
Cum 14°C
Cts 15°C
Paz 18°C
resim yükle
resim yükle

Kazakistan ve olaylar

Kazakistan ve olaylar
Beypark
12.01.2022
524
A+
A-

Birkaç hafta kadar önce “Aralık, dert ayı mı?” diye başlayan bir yazı ile sizlere hitap etmiştim. Orada yılın son ayının Türk dünyası için neler ifade ettiğini anlatmaya çalışmıştım. Çok şükür Aralık 2021’i kazasız belasız atlattık derken yeni girdiğimiz 2022’nin Ocak ayı bizim için “dert” ayı olarak başladı.

GU-NCELLENEN-Reklam

Gerçi Ocak ayı da Türk dünyası için bir “dert” ayı idi; fakat bu seneki daha bir başka içimizi yaktı ve yakmaya da devam ediyor. Azerbaycan’da “Qara Yanvar” olarak bilinen ve Anadolu Türkçesine “Kara Ocak” olarak çevirdiğimiz ve 20 Ocak 1990’da vuku bulan vahşet ve dehşet dolu olaylar yaşanmıştı. Henüz Sovyetlerin dağılmadığı; ama dağılmanın kaçınılmaz olduğunun ortaya çıkmaya başladığı günlerde, 1990 yılının Ocak ayında 19’u 20’ye bağlayan gece acımasız Sovyet Ordusu, başkent Bakü’ye girmiş ve büyük bir katliam gerçekleştirmişti. Prof. Dr. Okan Yeşilot, 2005’te  yayınlanan Değişen Dünya Düzeninde Kafkasya adlı kitabında yaşanan bu olayları Rusya’nın Kafkasya’daki hakimiyetini korumak ve güçlendirmek amacıyla Abhazya’ya girmesinin devamı olarak yorumlamıştı. Bildiğiniz gibi Rusya, sadece Abhazya’ya değil, Osetya’ya da girerek Gürcistan’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit eder hale gelmişti. Hatta başkent Tiflis’e yaklaşık 50 km kadar ötedeki Gori şehrine kadar da ilerlemişti. Orası stratejik bir öneme sahipti; zira askerî okul ve birlikler orada konuşlandırılmıştı. Tabii dünya devletlerinin baskısı ile Rus tankları ve askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Peki “Kara Ocak” veya bana göre “Kanlı Ocak” veya “Ocak katliamı” olarak da adlandırabileceğimiz olayların başka sebepleri var mıydı? Vardı elbette. “Dağlık Karabağ” meselesini hepiniz bilirsiniz. O zamanın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinden olan Ermenistan’ın Azerbaycan’dantoprak talepleri vardı. Çatışmalar başlamış ve 1990’lı yılların başlarında, geniş çaplı bir savaşa dönüşmüştü. Ermenistan toprak talep etmekle kalmamış, ordusu Karabağ’daki şehir ve köylere girerek işgale başlamış, katliamlarla birlikte yüzbinlerce Azerbaycanlı şehir, köy ve evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bakü’de Ermenistan’ın bu talepleri ve çatışmaları protesto edilmeye başlanmış, Ermenilerin ülkeyi terk etmesini isteyen bu kprotestoların şiddeti gittikçe artmıştı. Karşı talep olarak Ermenistan da ülkedeki Azerbaycanlıları ülkeden çıkarmıştı. Karabağ’daki işgal, 27 Eylül 2020’de Azerbaycan ordusunun yaptığı operasyon ile son bulmuştu.

Geçtiğimiz yıl da Eylül ayında Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtuluşunun ve yeniden Azerbaycan toprakları olarak geri dönüşünün birinci yılı kutlamaları büyük bir törenle yapılmıştı. Bu karşılıklı restleşmeler üzerine veya bahanesiyle Sovyet Ordusu Bakü’ye girdi. 20 Ocak 1990’da Sovyet askerleri, Azerbaycan ve Bakü’deki Ermenileri koruma bahanesiyle girdiği başşehirde resmi rakamlara göre yaklaşık 150 kişiyi öldürdü. Bu bir katliam idi. İnternet kaynakları bu konuda şunları yazıyor: “Sovyet Ordusunun sert müdahalesi Azerbaycan halkında büyük tepkilere sebep oldu. Bu bastırmayı protesto eden Azerbaycanlıları cezalandırmaktan öte, artan milliyetçi akımları ve bağımsızlık girişiminde bulunabilecek tüm Sovyet cumhuriyetlerine bir göz dağı niteliğindeydi. Ancak bu taktik geri tepti ve Sovyet yönetimi altındaki Azerbaycan’da, diğer Sovyet Cumhuriyetlerinde de olduğu gibi, milliyetçilik akımını ve bağımsızlık talebini hızlandırarak, Azerbaycan halkında Sovyet yönetiminin topluca reddine neden oldu ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdı.” Şimdilik bu bilgileri bir kenara not
edelim.
Kazakistan’ın o zamanki başkenti Almatı’da 1986 Aralık ayında vuku bulan olayların Sovyetler Birliği’nin yıkılışına, kardeş Türk halklarının ve cumhuriyetlerinin bağımsızlığına giden yolun taşlarının döşendiği tarihî bir vakıa olduğunu yazmıştık. Yıllar önce yaşanan bu olaylar aynı zamanda “Kazak milliyetçiliğinin yeniden doğuşu”na vesile olmuştu. Bakü’deki olaylara ne kadar da benziyor değil mi? Gelelim günümüzde yine aynı şehirde ve yine aynı meydanda ve caddelerde yaşanan şiddet olaylarına. Akar yakıt zammı bahane edilerek kim oldukları belli olmayan insanlar meydanlara, cadde ve sokaklara çıktılar. Elbette demokratik yollarla insanların veya grupların meydanlara inip protestolarını sergilemeleri ve isteklerini dile getirmeleri normaldir; fakat saldırgan tavırla hem özel hem de devlet mallarına zarar ver meleri ise çok yanlıştır. Nitekim Almatı’da olanlar bu türden çıkıştır. Yakıp yıkmalar, yağmalar ve hatta öldürmeler asla kabul edilebilir siyasi
veya demokratik hak değildir. Hiçbir devlet bu tür gelişmeye izin vermez, vermemeli de. Kazakistan da işte bunu yapmıştır. Türkiye’deki kamuoyunu üzen, insanların—güvenlik güçlerinden ve
halktan (özellikle gençler) — insanların hayatlarını kaybetmesi iken, rahatsız eden konu ise teyit edilmeyen bilgilere istinaden yorumlar yapılması ve Devlet Başkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev’in, içinde Rus, Ermeni ve diğer üye ülkelerin askerlerinin bulunduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden askerî yardım istemiş olmasıdır. 7 Ekim 2002’de Rusya’nın girişimiyle kurulan bu örgütün üyeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Belarus ve Ermenistan’dır. Bu sebeple Devlet Başkanı’nın talebi üzerine gelen askerler arasında bu ülke bayrağı taşıyanların olması normaldir. Diğer taraftan yakın bir zamanda İstanbul’daki Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanlarının imzasıyla “Türk Konseyi” nin “Türk Devletleri Teşkilatı”na dönüştüğünü hepimiz biliyoruz.
Dönem Başkanlığını Türkiye’nin yaptığı Teşkilat da Kazakistan’a desteğini açıklamıştır. Kardeş ülke Kazakistan’daki olayları “tek bir pencereden” izlemek ve yorumlar yapmak doğru değildir.
Yerel ve küresel ölçekte siyaset, ekonomi, sosyal ve uluslararası ilişkiler açısından bakılması gerekir. Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti’nin ilk Devlet Başkanı Nursultan Abişoğlu Nazarbayev’in ülkeyi terk ettiği haberleri yine Türkiye’deki kamuoyunu rahatsız eden konulardan birisiydi. Dün Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekulı’nın Türk kamuoyuna yaptığı açıklama ile Kazakistan’da durumun kontrol altına alındığını öğrendik. Ayrıca Nazarbayev’in ülkeyi terk ettiği ile ilgili son günlerde ortaya atılan iddiaların da asılsız olabileceğine dair gelişmeler var. Eski Devlet Başkanı’nın başkentte olduğu ve mevcut Devlet Başkanı Tokayev’e yardımcı olmaları için halka çağrıda bulunduğu haberleri gelmeye başladı. Unutmayalım ki hiçbir Devlet, adına ister “asi” ister “terörist” diyelim halka ve devlet mülküne veya otoritesine zarar verenlerle masaya oturmaz. Oturmamalıdır da. Birkaç güne kadar toz duman dağıldığında yaşananların arkasında ne varsa ortaya çıkacaktır. Bu sebeple hepimizin sükunetle olayları takip etmesi ve kışkırtmalara aldırmaması gerekmektedir. Şunu unutmayalım ki Kazakistan, çok geniş bir coğraf ya üzerindedir ve zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. İster batılı isterse doğulu olsun, kuzeyden veya güneyden devletlerin hepsi de bu zenginlik için ülkeye yatırım yapmaktadırlar. Bu büyük yatırımları yapan devletler Kazakistan’da radikal değişime müsaade etmezler. Türkiye’nin dönem başkanlığını yürüttüğü Türk Devletleri Teşkilatı da gelişmeleri yakından takip etmekte ve hem Kazak halkının hem de Kazakistan Cumhuriyeti’nin yanında durmaktadır. Gördüğünüz gibi bu haftaki yazımızda doğrudan ne bir edebi esere ne de tarihe temas edebildik. Sadece son gelişmelerle ilgili görüşlerimizi ana hatları ile sizlerle paylaşmaya çalıştık. Bir başka yazımızda “edebiyat”a ve “tarih”e dönmek üzere şimdilik hoşça ve sağlıcakla kalın.
Selam ve saygıyla,

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.