DOLAR 16,8853
EURO 17,8334
ALTIN 992,10
BIST 2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 15°C
Yağmurlu
Kastamonu
15°C
Yağmurlu
Pts 16°C
Sal 21°C
Çar 22°C
Per 22°C
resim yükle
resim yükle

Kitap ve Kütüphane

Kitap ve Kütüphane
Beypark
22.06.2022
179
A+
A-

Sevgili Tosyalılar; Bugün sizlerle “kitap ve kütüphane” üzerine sohbet edelim istiyorum. Hepimizin severek okuduğu kitap veya kitaplar vardır mutlaka. Her şeyden önce çok şükür hepimiz “ehl-i
kitab”ız. Niçin mi? Çünkü Kur’an-ı Kerim’i okumayanımız, bilmeyenimiz yoktur.

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Hatta aramızda sayıca oldukça fazla “hafız” ve “hafize”ler vardır. Onlar bizim manevi kitabımızı ezberlemişlerdir. Madem ki “ehl-i kitab”tan girdik devam edelim.
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi yazarı Remzi Kaya’nın bildirdiğine göre bu ifade “ilahî bir kitaba inananlar” anlamına geliyor. Lakin sadece biz Müslümanlar değil bizim bugün “kâfir” veya şeddeli kullanırsak “küffâr” dediğimiz Yahudi de Hıristiyan da “ehl-i kitap” olarak kabul görüyor. Velhasıl kitabımız Kur’an-ı Kerim içinde geçen tam otuz ayet ile bu konuyu izah ediyor. Bu konu ile alakalı olarak tafsilatlı bilgi almak için Remzi Kaya’nın makalesinin bağlantısını veriyorum.1
Peki “kitap” ne demek? Arapça “yazmak” anlamına gelen “ke-te-be” kökünden geliyor. Mesela artık eskisi kadar hatta hiç kullanmasak da anlamını bildiğimiz “mektup” da aynı kökten türetilmiş bir isim. “Yazılmış” anlamı taşıyor. Yine aynı kökten türetilmiş veya üretilmiş—biz buna müştak diyoruz—“kâtip” kelimesi de “yazan” anlamı taşıyor. “Kâtibime kolalı da mendil ne güzel yaraşır” diye devam eden “Üsküdar” türküsü hatırınızdadır.
Kitapların basılı olanlarının yanında artık internet ortamında da bulabilecekleriniz var. Yani artık kitaplar elinizin altında veya altında değil de avucunuzun içinde. Böyle dedim ya hatıralarım beni çok eskilere götürdü. New York’ta Columbia Üniversitesi’nde okuduğum yıllara götürdü. 1988-1995 yılları. Otuz, otuz beş yıl öncesine götüreyim ben de sizleri. Tabii o zaman henüz “internet” dediğimiz şey yok, avuçlarımızda “akıllı” telefonlarımız yok. Hatta evlerimize bile yeni yeni girmeye başlamış. Bir gün “tercüme bürosundan” aradılar. Türkçe’ye tercüme edilecek bir metin var, yapar mısınız diye sordular. Gönderin, yapayım dedim. Gönderdiler. Bir cümle, evet tek bir cümle. Çevirdim ve gönderdim. Tercümesini yaptığım o tek bir cümlenin anlamına bugün daha iyi anlıyorum. Merak ettiniz değil mi? “Dünya avucunuzun içinde.” Lütfen şöyle arkanıza yaslanın ve bu cümlenin “anlamını” ve bu anlamın “derinliğini” bir düşünün.
Evet, bugün “dünya avuçlarımızın içindeki akıllı telefonlarda” gizli. Bu gizli dünyaya girmek ve düşünce dünyamızın sınırlarını Tosya’nın siyasi/coğrafi haritası ile belirlenen hudutlarının ötesine taşıyalım. Moda tabir ile “vizyonumuzu” yani “hayat görüşümüzü” Hıdırlık tepemizin, Ilgaz ve İn Dağı’nın, Kös Dağı’nın, Bolu Dağı’nın Karadeniz’in, Akdeniz’in, Ege’nin, Avrupa’nın, Amerika’nın, Okyanus’un, Asya’nın yani Kaf Dağı’nın ötelerine kadar genişletelim. Hatta ve hatta uzayın derinliklerine, Ay’a, Mars’a, Galaksilere ve ötelerine taşıyalım. Peki bunlar nasıl olacak? Elbette “kitap” okuyarak. Kitap okumak için de önce “kütüphanelerin” yerini keşfetmekle başlamak gerekiyor. Ondan sonra da yanımızdan ayıramadığımız “akıllı telefonlarımızla” ulaşacağımız kitapları okuyarak başaracağız.
Gelin sizi ilk gezici “kütüphaneye” götüreyim. Çoğunuz biliyordur; ama zararı yok tekrar edelim. Mustafa Güzelgöz ismini duymuşsunuzdur. 1921 Ürgüp doğumlu Mustafa Güzelgöz, 1944’te kütüphaneci olarak işe giriyor. Depoda çürümeye terkedilmiş kitapların tozlarını alarak onları raflara yerleştiriyor. Okumak isteyip de kitaba ulaşamayanların ayaklarına kadar götürüyor kitapları. Önce bir eşek alıyor ve semerinin iki yanına iki sandık bağlıyor. İçlerine de kitapları yerleştirdikten sonra başlıyor köyleri dolaşmaya. Bu durum çocukların ilgisini çekiyor ve kitap okumaya başlıyorlar. Büyükler de öyle. Böylece ilk gezici kütüphane hayata geçmiş oluyor. Demek ki insan istedikten sonra önünde hiçbir engel duramıyor. Şimdi ne (rahmetli) Mustafa Güzelgöz’ü beklemek zorundayız ne de kütüphaneye gitmek zorundayız: Dünyanın bütün kitapları avucumuzun içinde, öyle değil mi? Önemli olan “okumak” veya “okumayı istemek” diye düşünüyorum. Hani mukaddes kitabımız emrediyordu ya “igra” yani “oku” diye, işte o!.. Yine bu kökten türetilmiş “kıraat” kelimesi vardır. Namazın farzlarındandır. Kıyam, kıraat, rükû, sücut ve tahiyyat. Ayakta durmak, okumak, rükû etmek, secde etmek ve tahiyyat miktarınca oturmak.
Eski “kıraathanelerde” gazete ve kitaplar da vardı, okunurdu da. Tosya’daki “kıraathaneler” adları değiştirilerek “kahvehaneye” dönüştürüldü zaman içinde. Yani “kıraat-okuma” kısmı kaldırıldı. Ne gerek vardı ki okumaya? Zaten biz her şeyi bilmiyor muyuz? Biliyoruz elbette. Televizyon bize her şeyi öğretiyor. Okuyup araştırmamıza gerek yok ki. Kim uğraşacak kitapla ve okumakla? Hani şair diyor ya “Okuma, arzu et sade. Bak böcekler de öyle yapıyor.” Demek istiyor ki “böcek” gibi yaşa, mutlu ol, okuyup da huzurunu kaçırma. Sovyetler de öyle yaptı zaten. Siz okumayın, düşünmeyin.
Biz sizin yerinize düşünüyoruz. Siz yemenize, içmenize bakın. Dönelim kitaba ve kütüphanelere.
Kütüphaneler kitapların bir arada bulunduğu ve tedavülde olduğu yani kullanıldığı mekânlardır. Bir şehrin veya üniversitenin en önemli mekanları tarihi binaları, cami-mescitleri, müzeleri ve kütüphaneleridir. Bir de varsa “sahaf” yani “eski” kitap satan dükkanlarıdır. Elbette hediyelik eşya satan yerleri de unutmuyorum. Mesela New York şehri, o yüksek binaları veya “özgürlük anıtı”ndan önce müzeleri ve özellikle de “Halk Kütüphanesi” ile bilinir. Paris’in Louvre müzesi, St. Petersburg’un Ermitaj müzesi, Fransa’nın Paris’teki Milli Kütüphanesi meşhurdur. Diğerlerini saymama gerek yok. İstanbul’a uzanalım birkaç dakikalığına. Topkapı Sarayı Kütüphanesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Beyazıt Belediye Kütüphanesi, Taksim Halk Kütüphanesi gezilip görülmesi gereken yerlerdendir. Unutmadan İstanbul Üniversitesi içindeki Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi mutlaka gezilip görülmesi gereken bir mekandır.
Birisine kızdığımız zaman ağzımızdan çıkan en ağır hakaretin “bre kitapsız!..” olduğunu unutmayalım lütfen. Bir şey daha; kitap okumaktan sıkıldığınızda “kitap yazmaya” çalışın!..
Haftaya buluşmak üzere kalın sağlıcakla,

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.