DOLAR 16,2251
EURO 17,4127
ALTIN 966,08
BIST 2.438,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 24°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
24°C
Parçalı Bulutlu
Cts 28°C
Paz 28°C
Pts 25°C
Sal 25°C
resim yükle
resim yükle

Közkamanlar

Közkamanlar
Beypark
12.08.2021
394
A+
A-

 

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Merhaba,

Bir başka yazımızda ’közkaman’ları yani “hainleri” konuşmak üzere şimdilik hoşçakalın demiştik yazımızda. İşte yine birlikteyiz. Mankurt kelimesinin, hafızası silinmiş “köle” anlamında kullanıldığını izah etmiştik.Sözcüğün “man” ve “kurt” kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluştuğunu söyleyen akademisyenler var. Bunun sebebi de “man” kelimesinin Kırgız Türkçesinde “budala, bön” anlamlarına gelmesi. Arıkoğlu, Kırgızlar “mankuş” ve “manköş” kelimelerini “aptal” anlamında kullanırlar diyor. Yine birkaç “akademik” bilgi: Türkmen Türkçesinde “munqul” kelimesinin “hafızasını yitirmiş, akılsız” manasına geldiğini bize wikipedia haber veriyor. Bizler de “mankafa”yı aptal anlamında kullanmıyor muyuz? Kullanıyoruz, değil mi? Bu kullanımlara pek çok Türk lehçesinde “man/mun” sözcükleri ile karşılanan “akılsız, ahmak” manasında kullanıldığını söyleyen akademisyenler de var. Bir başka görüşe göre mankurt kelimesinin Kazak Türkçesindeki “мәңгіру (mengiruv)” veya “мәңгүрту (mengürtuv)” sözcüklerinden gelir. Sözcüğün kökeninin “mengiruv”dan geldiğini, kelimenin Mangıstav bölgesindeki yerel söyleyişte “manguret” olarak telaffuz edildiğini de biz tespit ettik. (1 )
Bu açıklama esas alındığında mankurt kelimesinin Kazak Türkçesinde “çıldırtmak” anlamında kullanılan “mengiruv” fiilinden türediği ve yapılan ameliye sonucunda esirlerin acıdan aklını yitirmesini/ çıldırmasını çağrıştıran bir anlam alanına sahip olduğunu söylemek mümkün. Her iki açıklama biçiminde de mankurtlaştırılan kişinin, aklını kullanamaz hâle geldiği ve hafızasını yitirdiği için bu sözcükle isimlendirildiği ortadadır. Akademik makalemizde de izah ettiğimiz gibi milletine yabancılaşmış her bireyi “mankurt” olarak nitelemek doğru değildir. Mankurtluk kavramını özellikle “közkamanlık” ile karıştırmamak gerekir. Közkamanlar, mankurtlardan farklı olarak başkaları tarafından kimliksizleştirilmezler. Onlar kendi iradeleriyle ihanet eder ve milletlerine yaban-cılaşırlar. Akademisyen Samet Azap 2017’de yazdığı makalesinde bunu izah ediyor. Nitekim Sagımbay Orozbakuulu’ndan derlenen “Manas” destanında (2) bu konu aşağıdaki gibi geçmektedir:
Көзкаман аты – Үсөндүн,
Ал кытайга кетип түзөлдү,
Башка өсмек болду баласы,
Баскан-жүрген жерлери
Манжурия таласы.
Közkaman adı, Üsön’ün,
O Kıtay’a gidip yerleşti.
Başka türlü yetişti balası,
Gezip tozduğu yerleri
Mançurya bozkırı.
Burada da görüleceği gibi közkaman olan Üsön’ün kendisi Mançurya’ya gidip yerleşmiş ve oğlunu oranın bozkırlarında yetiştirmiştir.
Mankurtluk, “mankurt olma durumu”nu ifade eden bir sözcüktür. İnsanları mankurt yapan başka insanlardır. Bir insanın hafızasını silerek onu mankurt hâline getirme faaliyetine “mankurtlaştırma” denir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de asimilas-yon ve kimliksizleştirme süreçlerinde mankurtlaştırmayı gerçekleştirenler sömürgeci güçlerdir. İşgal veya sömürüye uğrayan taraf ise mankurtlaştırılır. Güçlü tarafın diğer tarafı köleleştirip sömürebilmesi için, muhataplarının direncini kırması gerekir. Dil, tarih, vatan ve inanç birliği gibi millî kimliği oluşturan unsurlar, aynı zamanda o kimliği benimseyen kitlelere direnme gücü verir. Bu nedenle sömürü ve asimilasyonu amaçlayanlar, millî kimliği oluşturan bu ortak hafızayı silerek düşmanlarının dirençlerini kırmayı ve onları köleleştirmeyi amaçlar.
Bir cezalandırma ve hafıza silme işlemi olarak mankurtlaştırmanın ilk kez Manas Destanı’nda yer aldığı araştırmacılar tarafından kabul edilen en yaygın görüşlerden birisidir. Büyük Manasçı Sagımbay Orozbakulu’ndan yapılan aktarmalara göre(3) destanda Manas’ı kendileri için bir tehdit olarak gören Kalmaklar, çözüm olarak onu mankurt yapmayı planlar:
Balayı tutup alalım
Başına şire takalım
Eve götürüp azap verelim
Altı boy Kalmak’ın Ayak başını yığalım. (Azap 2013: 282)
Hazır yeri gelmişken belirtelim ki bu kavramı dünya literatürüne kazandıran Cengiz Aytmatov’dur. 1980’de yazdığı ve içinde “Nayman Ana efsanesi” olarak anlatılan olaylar tarihte bu mankurtlaştırma hadisesinin nasıl icra edildiğini anlatır. Bununla birlikte mankurtlaştırma konusunu Kazak-Türkmen mücadelesine ilişkin efsanelere bağlamak da mümkündür. Efsaneye göre Kazakların küçük cüz boyu içerisinde bulunan topluluklardan olan Elim Kabilesi ile Türkmenler arasında sürekli bir mücadele vardır. Türkmenler ile Elim Kabilesinden Kazaklar arasında yapılan bir çatışmada Dostan adında bir Kazak, Türkmenlere esir düşer. O dönemde Türkmenler, Kazaklardan aldıkları esirlerin başlarına şire (deve derisi) geçirerek onları mankurt yapmaktadır. Dostan’ı da aynı akibet bekler. Fakat Dostan mankurtlaştırılmadan bir gece önce annesi Kazak olan bir Türkmen kızı onu kurtarır.
Burada anlatılan efsaneye göre mankurtlaştırma Türkmenlerin esir aldıkları Kazaklara uyguladıkları bir cezalandırma şeklidir. “Küy” hikayesinde Abiş Kekilbayulı da esir alınan Kazakların Türkmenler tarafından başlarına deve derisi geçirilerek mankurt-laştırdıklarını anlatır.
Hem Kazak efsanesinde hem de Manas Destanı’n-da görüldüğü şekliyle tarihî dönemlerde düşmanı cezalandırmak için şire ile yapılan mankurtlaştırma eylemi, modern dönemde çok yönlü siyasi ve kültürel politikalarla gerçekleştirilir. Yakın tarihte bu politikaları katı ideolojik sınırlarla uygulayan en büyük siyasi güç Sovyetler Birliği idi. Sovyet yönetiminin kimliksizleştirme faaliyetlerine maruz kalan Türk halklarının içerisinden çıkan sanatçılar, bu tehlikeye dikkat çekmek için edebiyattan faydalanır. Dönemin şartları gereği açıktan açığa okuyucusuna seslenemeyen yazarlar için tarihin eski dönemlerine giderek, efsane ve destanlardan yararlanmak işlevsel bir çözüm yolu hâline gelir. “Közkaman”ın farklı olduğunu söylemiştik. Közkaman ile mankurt arasındaki en önemli ayrılık; mankurtlaştırılan kişinin elinden hiçbir şey gel- memesi veya kendi iradesi dışında kuvvet kullanılarak “kimliksizleştirilmesi” veya “hafızasının silinmesi” söz konusu iken “közkaman”da tamamen kişinin iradesi ile olaylar gelişir. Burada “şahsî menfaat”i için kişi kendi halkını, kendi milletini, kendi vatanını ve hatta dilinidinini” bile itibarsızlaştırır. Bunların günümüz Türkçesindeki tam karşılığı “hain”dir ve yaptıklarına da “hainlik” adı verilir. Konu ile ilgilenen saygıdeğer okuyucularımız rahmetli Prof. Dr. Rahmankul Berdibayev’in Baykal’dan Balkan’a kitabındaki “közkaman” yazısını okuyabilirler. Yazımızı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe hitabesi” ile bitirelim:
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)
Burada üzerinde özellikle durulması gereken konumuz itibarıyla “İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır” cümlesidir. Atatürk’ün “dahili ve harici” yani “içerde ve dışarıda” “bedhâhlar”dan bahsederken aslında yukarıdan beri izahına çalıştığımız “közkamanlar”a işaret etmektedir. Selam ve saygıyla,

____________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________

1 https://stud.kz (11.03.2021) 2 Manas Destanı. (Sagımbay Orozbakuulu varyantı.) Cilt 1, s. 55. İstanbul, 2017. ISBN: 978-605-65863-7-8 (Tk)
3 Bkz. Cengiz Aytmatov-Muhtar Şahanov. Kuz Başındaki Avcının Çığlığı, Aktaran: Banu Muyaeva, Ankara: Tolkun Yayınları, 1998; Ahmet Sarıgül. “Aytmatov anlatılarında Manas ruhu ve yansımaları.” Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (ERZSOSDE) X-II: 267-284 [2017]

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.