Site Rengi

DOLAR 7,9277
EURO 9,4717
ALTIN 462,82
BIST 1.334
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Sisli
Kastamonu
9°C
Sisli
Cum 12°C
Cts 13°C
Paz 13°C
Pts 12°C
dOBI7b
dOBI7b

Kur’an Kursu Öğreticisi Kerem Karış ‘Kavramlar Eşliğinde Değişim’

Kur’an Kursu Öğreticisi Kerem Karış ‘Kavramlar Eşliğinde Değişim’
Beypark

Adını ahir zaman koyduğumuz son çeyrek yüzyılda İslam coğrafyasında yaşanan itikadi ve ameli sapmaların temelinde kimlik ve kültür erozyonu adlı süreçlerinin etkisi vardır. Öncelikle Müslümanları nasıl çözümleyebilir yada nasıl etki altına alabiliriz sorularını gündemine taşıyan Batılı araştırmacılar meselenin en uç noktasına varana kadar gerekli titiz alt yapıyı oluşturmuşlar ve bu bağlamda kendilerine finansal destekte verilerek zihin ihracı faaliyetlerine başlamışlardır. Müslümanların yemesinden içmesine, konuşmasından dinlemesine, oturmasından kalkmasına ve giyiminden özentisine kadar uzayıp giden bu süreç, bizi özene özene özümüzden koparma garabetine sürükleyerek başkalaşım tuğyanına itiverdi. Bu yüzden toplumda çoğunlukla hep aynı zihnin yansımalarını görmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Öyle ya bir toplumun bilincine girmenin yolu halk nazarında kabul görmüş örf ve adetlerin tahrip edilmesinden geçiyordu. Peki bir toplumu kendi aidiyetlerinden koparıp kendi medeniyetine ve kültürüne karşı yabancılaştıran saikler neler olabilir? Hatta kendi geçmişini ve tarihini sorgulamaya itecek kadar pervasızlaştıran duygular hangi yaklaşımın ürünü olabilir? Yada değişik veçheyle sorarsak bizim kimlik bilincimizin zedelenmesine sebebiyet veren kırılmaların arka planında hangi güç ve mekanizmaların yer aldığı bahs-i diğer bir soru. Bu yakıcı soruların cevaplarını gelişme ve sonuç paragrafları arasına sıkıştırarak aziz okuyucuya bırakmak istiyorum. Kavramlar öncülüğünde başlayan bu süreç, formül olarak teoride pek basit dururken pratikte birazcık güçlülük arz ediyor. Çünkü bir medeniyetin kültürünü, tarihini deforme edip kendi anlayış perspektifini yerleştirmesi zamanlara meydan okumasından geçiyor. Mesele, algılara nüfuz etme konusunda yapılacak ana yöntem “o coğrafyanın bünyesinde/medeniyetinde inşa olmuş kavramların içini boşaltıp yerlerine kendi anlayış ve tercihlerini doldurup” müdahale etmesinde düğümleniyor. Tabi bu düğüm kör bir düğüm haline geldikten sonra çözülmesi de pek kolay ve basit olmuyor haliyle. Kavramlara müdahaleyle başlayan bu çözülme süreci kültür ve medeniyetten başlayarak itikadi alanlarımıza da sirayet etmesi doğal olarak kaçınılmaz olacaktır. Hayata/olaylara bakışınızda kavramları siz belirlemezsenin“ eşya boşluk kabul etmez” anlayışıyla birileri gelip o kavramlara müdahele eder ve artık o kişinin anlayışına/kavrayışına istesenizde /istemesenizde teslim olma eğilimine giriyorsunuz demektir.
Mesela savaşa katılmak için ayaklarının üzerine basarak uzun boylu gözükeyim de Peygamberimiz beni de Allah yolundaki harbe çağırsın diyen çocuk sahabiyi (Sahabe: Peygamberimizi görmüş-iman etmiş ve müslüman olarak ölmüş kimselerdir),aynı şekilde milli mücadele ruhumuzun pratik yansımalarından biri olarak tarihimize geçen Çanakkale zaferinde 12 yada 13 yaşındaki çocukların şehit yada gazi oldukları ve bu sebepten ötürü birçok okulun mezun veremediği konuyla ilgilenenlerin malumu olduğu, yine Efendimizin “Çocuklarınıza namazı emredin.10 yaşına geldiğinde kılmıyorlarsa hafifce vurun.” demesi nasıl aile içi şiddet olarak telakki ediliyorsa yukarıda verdiğim diğer örnekleri de bugünün ithal kavramlarıyla izah ederseniz “çocuk istismarcılığı” gibi çağrışımlara sahip olduğu görülecektir. Lakin yaşanan olayları/ verilen mesajları kendi kavramlarımızla anlayıp değerlendirdiğimizde meselenin özünü yakalayıp doğru kararlar vermemize sebep teşkil edeceğinden sorun oluşmayacaktır.
Mesele sadece geçmişteki birtakım yaşanmışlıklarla sınırlandırılıp dar bir alana hapsolacak kadar masun değil. Alın bu kavramları bugünün güncel olaylarına tutun orada da aynı zihnin kırılmalarını göreceksiniz. Son zamanlarda medyanın da bir hayli provokasyonuyla gündem teşkil eden “şeriat” kavramını yazıda başlık olarak kullandığım “Kavramlar Eşliğinde Değişim” sloganına uyarlayın karşınıza (katleden/kesen/boğazına kadar taşlarla vurulup öldürülen) figürleri canlanıverin kafanızda. Oysa yüzümüzü hakikate çevirdiğimizde böyle yaklaşımların doğruluk payını temsil etmediği görülecektir. Bizim tarihimizde şeriatın olduğu dönemlere bakarsak “haklı gerekçeyle”(tırnak içine aldığım gerekçenin dinen birtakım kıstasları olduğunu hatırlatalım) asılarak idam edilenlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar komik bir rakama sahiptir. Peki ne oldu da kendi medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz kavramlara karşı bu denli soğuk olduk? %99’u Müslüman olduğu söylenen Türkiye’de şeriatı istiyor musunuz-istemiyor musunuz şeklinde bir anket yapılsa sizce sonuç nelere gebe olur? Bizim medeniyet ve kültür havzasında şekillenen kavramlarımız neden birileri tarafından asli suretinden çıkarılarak dejenere edilmek istenmiştir? Bu süreçte atılmak istenen adımlar ve hedefler nihai amaçta neyi arzulamaktadır?
Uzayıp giden bu soruların elbette yıkıcı ve kahredici amaçlarına hizmetkar olduğu az-çok ortadayken asıl meselemize giriş yapabiliriz. Bizim Kur’an ve Sünnet ekseninde anlayışımız hangi zemin üzerinde hareket etmektedir? Son derece önemli içeriğe sahip olan bu soru bizim İslam karşısında pozisyonumuzu belirleyecektir. Son zamanlarda “Sünnetin kaynak bağlamında bağlayıcı olup olmadığı-Kur’anın hermönetik ve tarihsellik eşliğinde yorumlanması-Fıkhın yenilenmesi-Kur’an tasavvurlarının bugünün değerleriyle ele alınıp oluşturulması-Geçmiş ulemaların devasa müktesebatının (elde edilmiş-kazanılmış olanlar) geleneksel olarak algılanıp miadını doldurması-Yenilikçilik-Değişim-Modernizme ayak uydurma” gibi bir takım anlayış arızalarının türemesinde kavram kargaşasının izinin olduğu bir vakıadır. Hayatımızı dizayn eden İslam telakkisi karşısında tavrımız işbu “türedi-ithal kavramlar”(!) eşliğinde oluşuyorsa, bu kısır anlayışın döngüsel olarak zihnimiz vasıtasıyla itikadımıza/amelimize/ hasılı hayatımızın her karesine yansıması kaçınılmaz olacak ve böylece zihnin parçalanması ve kültür emperyalizmin kıskacına girmiş olarak geçmiş müktesebatımız hakkında sorgulama hadsizliğine düşmüş olacağız. Buraya kadar yazdığımız bu olumsuz yapıların nasıl asli suretine dönüşüp özüne dönebileceği ve kendi medeniyetine/tarihine ve kadim müktesebatına karşı saygı ve anlayış çerçevesi içerisinde olunabileceği hususunda konuyla alakalı sorularla iştigal olup yazıyı sonlandırmak istiyorum.
Bizler kadim ve müstakim duruşa sahip olan bir kültürün müntesipleriyiz. Kendi medeniyetimizde vücud bulmuş olan kavramlarımızı bugünün konjonktürel değerleri karşısında aynı hassasiyet ve dinamikle yerleştirebilirsek iki ayağımız yere basacak ve kavram kargaşasından kurtulup öze dönme potansiyeline sahip olacağız. Çünkü kavramlar düşünceleri, düşünceler de belli bir zaman sonra eylem hareketine dönüşerek kimlik fıtratından uzaklaşma eğilimine sebebiyet vermektedir. Mesela günümüzde yüz kızartıcı bir anlama sahip olan “KAKA” kelimesi peygamberimize iman etmiş olan bir sahabinin adıdır. Yahudilerin Müslümanlara karşı hilelerini her defasında akamete uğratan Hz. Kaka efendimiz, yahudileri çok kızdırmış ve böylece ona olan öfkelerini kendi ismi üzerinden müslümanlara dışkı diye takdim ederek kinlerini kusmuşlardır. Bir kısım Yahudiler tarafından kavramlarımıza sokulan bu anlamın bizim medeniyetimizde hiçbir yeri yoktur. Biz yıllarca çocuklarımıza bu isim üzerinden tuvaletini yaptın mı sorusunu sormakla bilmeyerek de olsa sahabi olan Hz. kakaya büyük saygısızlık yaptık. Rabbim bilmeyerek yaptığımız bu hatayı rahmeti gereği af eylesin.
Netice-i kelam olarak kardeşlerime acizane tavsiyem alın elinize bir Ömer Nahuhi Bilmenin ilmihalini, hal ilminize dair müşkilatlarınızı orada rahatlıkla ve öz güvenle çözebilirsiniz. Çağdaş dünyada islami bir duruş sergileyebilmenin olmazsa olmaz ilkelerinden biridir öz kaynaktan beslenmek.

Yuva-ileti-im-reklam
AR-EL-K
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.