Site Rengi

DOLAR 7,9354
EURO 9,4857
ALTIN 461,16
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Sisli
Kastamonu
9°C
Sisli
Cum 12°C
Cts 13°C
Paz 13°C
Pts 12°C
dOBI7b
dOBI7b

Kur’an Kursu Öğreticisi ‘Kerem Karış’ın köşe yazısı

Kur’an Kursu Öğreticisi ‘Kerem Karış’ın köşe yazısı
Beypark
02.05.2019
675
A+
A-

İnsanlık tarihinden bugüne kadar pek çok muhtelif serüveniyle süregelen hak ile batılın mücadelesi peygamberimizin hakikat-ı buyruğuyla kıyamete kadar devam edecektir. Dünya iktidarlığına atanma sürecinde müslümanların tarih sahnesine çıkış noktaları İslam’da ilk olarak Hz. Muhammed (Sav) ve ashabıyla birlikte tecelli etmiş daha sonraları ise Osmanlı Devletinin uzun ihtişamlı yıllarında hüküm sürmesi ile geçici olarak noktalanmıştır. Artık dünya iktidarlığında tarih sahnesine Batı geçiş yapmış ve iktidarlığını diktatör/totaliter temelleri üzerine kurarak yerine göre katliam ya da yapılan katliamlar/zulümler karşısında “NATO-BM” kuruluşları aracılığıyla sadece kınama kolaycılığına yönelmiştir. Gelinen bu noktada müslümanların elbette zaaf noktaları, dini ödevlerini yerine getirip getirmemeleri ve İslam’ın izzetine/sancağına sahip çıkıp çıkmama noktasında gösterilen hassasiyet konumuz açısından büyük önem taşımaktadır.

Yuva-ileti-im-reklam

Yazının bundan sonraki devamında Batı’nın tasallutu altında kalışımızın perde arkasını temsil eden bu zaaf noktaları üzerinde derinlemesine açılım yapacak ve kurtuluş reçetemizin neler olduğuna dair gerek Kur’an ve Sünnet ekseninde akidevileşmiş boyutları ile gerekse geçmiş ümmetlerin yaşadığı çağa Allah’ın nizamını tesis etmesindeki rolleri ve gayretlerine değinilecektir. Gelinen bu noktada Müslümanlar neyi yapması yâda neyi yapmaması geriyordu da böyle gözaltı bir dünyanın eşiğe geliverdi? Bu soruya verilecek en can alıcı cevap Müslümanların namazlarını terk etmesiydi. Tabi namaz derken şekil ve suret ötesine taşınan namazlardan bahsediyoruz. Akıl, beden ve kalp ile kılınan namazların dünyada elbette bir mükâfatı ve karşılığı vardır. Allah’a olan teslimiyetimizi, Rasülullah’a olan sadakatimizi, ibadetlerimize olan arzularımızı şahlandırabilirsek Allah tekrar bu ümmete iktidarlık verecek ve böylece ümmetin kanayan yarası haline gelmiş olan mazlumların gözyaşı / kanı dinecek ve zalimlerin zulmü askıya alınacaktır. Yok, eğer yönümüzü çevirdiğimiz Batı’ya karşı boyun eğmeye devam edersek bu ümmet küffarın iktidarlığında çizme altı olmaya devam edecektir. Yaşadığımız süreçte Yahudilerin/Hristiyanların yaşantısını, adetlerini, olaylara ve eşyaya bakışını hayat nizamına dönüştürdüğümüzde netice olarak kimlik ve fıtrat tahrifi gerçekleşecek ve böylece başkalarının boyunduruğu altında hayat sürdürmeye devam edeceğiz.
Allah resulü (Sav) ve ashabı her türlü zulüm, işkence ve boykota maruz kaldıklarında namazla çağın Ebu Cehillerine karşı direnmiş ve secdeleriyle Allaha olan sadakatlerini taçlandırmışlardı. Her seferinde Allah’a iman edenlerin namazlarını hedef tahtasına oturtan Ebu Cehil ve onun çağdaşları her türlü zulüm basamaklarını denemiş ve sonuç alamayınca toplumsal katliamlara kanlı imzalarını atarak nefret ve korkularını gözler önüne sermiştir. 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’da 49 kardeşimizin acımasızca şehit edilmesinin temelinde aynı psikolojik korkuların ve nefretlerin dışa vurumu vardı. Atalarından adeta kendilerine miras bırakılan namaz düşmanlığı kendilerinde teori olarak nefretle sınırlı kalmıyor, pratikte terör estirerek kendilerince Allah’ın nurunu yeryüzünden söndüreceklerine inanıyorlar. Oysa Kur’an-i Kerim onların hayallerine müdahale ederek “ Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır” diyerek emellerinin boşa çıkacağına işaret etmektedir. O yüzden Müslümanlar çağın zalimlerine karşı namaz ile yekvücut olurlarsa Allah’ın rahmeti/yardımı yeryüzünü kuşatacak ve dünyanın dengeleri Müslümanların lehine dönüşerek zafere kanat çırpacaktır. Âlem-i İslam’ın son yüzyılda yaşadığı gerek dâhili gerekse harici egemensizlikte zaaf noktalarımızın da etkisi vardır. Biz Müslümanlar ister âlim olalım ister cahil olalım fark etmeksizin Allah’ın zikrini işittiğimizde kalbimizde frekanslar oluşur ve bu frekansın vermiş olduğu kanal, Efendimiz (Sav)’e olan bağlılığımızla birlikte yayına girdiğinde kendisine salat-ü selam getirerek gözümüzden yaşlar boşanır. Allah düşmanlarının Allah ile aldatma projesi işte böyle masuniyet ve gözyaşı üzerine ustaca kurgulanıyor. Önce Allah sonra Peygamber-i Ekber’den sohbet açıp kalbi kıvama, gözleri yaşlara boğduktan sonra başlıyor hurafe/bidat/batıl adına inançları bizlerin zihinlerine zerk etmeye. İşin en tehlikeli boyutunu da burası oluşturuyor. Çünkü zehir oklarının kimden ve nereden geleceğini kestirmek bazen çok zor olabiliyor. Bunun en acı ve sancılı tecrübesini 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı ihanetle yaşadık. Yıllardır milletin gönlünde taht kurup paralelleşen, finansal desteğini de bu ülke fertlerinin alın teri olan bağışlar, sadakalar, kurbanlıklar, fidyeler, fitreler ve zekâtlarla sağlayan ihanet şebekesi, malum tarihte maskesini düşürerek babalarının(ABD ve işbirlikçileri) maşalığına soyunmuşlardır. Biz bu ihaneti 248 kardeşlerimizin şehadet kanıyla, 2196 yaralı gazilerimiz ve sokaklara çıkıp canlarını vatanına karşı siper edinen vatandaşımızın olağanüstü cesaretiyle bastırabildik. Kana karşılık vatan kurtardık. Can verdik lakin vatanı teslim etmedik. Hain ve işbirlikçi çetelerine karşı dimdik ayakta durabilme salahiyetini, kanlı ihanetlerine karşı baş eğmeyerek gösterdik. Rabbim vatanı uğrunda şehadet şerbetini içen kardeşlerimizi Efendimiz Hz. Muhammed(Sav)’e komşu eylesin. (Âmin)
Âlem-i İslam’ın müntesipleri olan Müslümanların, yaşamını sürdürmekte olduğu dünyada iktidar olabilmesi ancak “Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder” /“ Bir topluluk kendini değiştirmedikçe Allah da o toplumu değiştirmez “ ayeti kerimelerinde müjdelenen hakikatte saklı. Şimdi bu ayetlerin hem bizler için ne ifade ettiği noktasında hem de yaşadığımız hayatla irtibatlandırarak yazıyı sonlandırmak istiyorum. Bir müslüman için Allah’ın dinine yardım etmesi ne anlama geliyor? Yâda bir müslüman Allah’ın dinine nasıl ve hangi ölçüde yardım ederek ayetin içeriğine muhatap olabilir? Bu suallerin cevabına geçmeden evvel Müslüman bireylere has kılınan bir farzdan/emirden bahsederek konuyu anlamlandırmak istiyorum. Her aklı başında olan müslüman iyiliği emredip, kötülüğü men etmekle mükelleftir. Üzerinde hayat sürdüğümüz şu gezegende yapılan kurumlar yâda bireyler arası torpillerin diğer adıyla referansların haksızlığı-adaletsizliği karşısında kaçımız işimizden oluruz korkusuyla sesimizi çıkarabildik? İşte bu ve buna benzer oluşumlar toplumda ayrışmaya ve ötekileşme yol açarak fitneye sebep vermektedir. İslam dini ise haksızlığın ve adaletsizliğin karşısında Müslümanca tavır alarak haksızlığa maruz kalanların hakkını, adaletsizliğe uğrayanların adaletini vermemizi telkin etmektedir. Anı şekilde son zamanlarda Tv ve sosyal medya ekranlarında kız bacılarımızı milyonların önünde yarı çıplak çıkaran anlayışa ve aile kurumunun köküne kibrit suyu dökmeye azmeden filmlerden dizelere, dizilerden programlara hangimiz RTÜK kurumunu arayarak şikâyet talebinde bulunabildik? Arasak ne değişecek ki demeyin. Bizler üzerimize düşen kulluk bilincini harekete geçirebilirsek emin olun Allah’ın bizlere yardımı ulaşacaktır. Tv ekranlarındaki ekseri dizilerde/filmlerde/programlarda adeta rezillik akıyor. Ümmetin bilincini sekteye uğratacak dizilere eğer müdahale edilmez, gerekli önlemler alınmazsa gün gelecek aile hayatı ve yarınları olmayan, geleceği görmede problem yaşayan, ahlaki yozlaşmanın eşiğinde ve kompleksi/bunalımlı hayat tarzını tasavvura dönüştüren gençlik türeyecek. İşte bizler böyle ahlaki yozlaşma olan durumlar karşısında gereken tepki ve mücadeleyi bireysel / toplumsal bazda verebilirsek Allah’ın dinine yardım etmiş olacağız ve böylece belli bir zaman sonra iktidarlık çanları Âlem-i İslam’da çalmaya başlayacaktır. Allah’ın bizlere dünya hayatında yaşatacağı cennet, kuşkusuz Kuran ve Sünnet bütünlüğüne aykırılık teşkil eden cereyanlar karşısında ümmet bilincini devreye sokmakla gerçekleşecektir. Rabbim bizleri yeryüzünü kendi istikametinde yolcuları olarak imar edebilmeyi ve ümmet bilincine taalluk eden arızaların giderilmesinde ise kulları eylesin.(ÂMİN)

AR-EL-K
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.