Seçime dair hasar tespiti: Kim kazandı kim kaybetti?..  

Şunları söyleyerek başlamak istiyorum:

Hatırlarsınız; 14 Mayıs sonrası kurulan kabineye dair çok olumlu şeyler söylemiştim.
Sezar'ın hakkı Sezar'a kabilinden kurulan hükümetin ve verdiğim desteğin hala arkasındayım.
Belki de 31 Mart hezimetiyle alakalı en son eleştirilecek olan bu kabine ve üyeleridir.
Hatta 14 Mayıs sonrası oluşturulan maliye yönetimi ve dolayısıyla Mehmet Şimşek ve ekibince, kamuoyunca tam algılanmayan ama esasa dair ciddi etkiler oluşturan bazı önlemler alınmasaydı/para-banka-borsa vb. gibi finansal enstrümanlarla ilgili bazı keskin adımlar atılmasaydı hem bu seçim sonucu ve hem de ekonomiye dair durumumuz daha vahim olabilirdi!

Şimdi gelelim güncele:

Yerel Seçimler oldu ve bitti…
"Her zaman kasa kazanır!" diye bir söz var.
Seçime uyarlarsak;
Kasa yani Ekonomi yani Ekonomik Kriz Partisi Ak Partiye kaybettirdi!
Bu arada kimileri gibi CHP'nin aldığı sonucu küçümsüyor, değersiz buluyor ve aslında CHP kazanmadı Ak Parti kaybetti filan da demiyorum.
Buradan asıl soruya ve soruna gelelim:
Ak Parti neden kaybetti? Ak Parti'ye ne kaybettirdi?
El cevap: Ekonomi Ekonomi  Ekonomi…
"Ekonomi diyorsun da liyakatsizliğin/dile getirilen yolsuzluk, hukuksuzluk iddiaları ve üstenci yaklaşımların hiç mi payı yok!" diyebilirsiniz!
Evet var ve hatta çok var.
Tam da varmak istediğim nokta burası işte.
Tüm bu söylenen hata/yanlış ve noksanlıkların tetiklediği ana sorunsalımız ekonomi ve dolayısıyla ortaya çıkan Ekonomik Krizdir!

Üç yıldır yazdığım yazılarla yaptığım ikazlardan bahsetmiyorum bile!
Daha üç gün önce "Dost Acı Söyler" başlıklı yazımda iktidarı kibarca uyarmıştım.
Ama halk daha net/sert ve okkalı şekilde uyardı!
Bu sonuç Pandemi sonrası yaşanan küresel krizle birlikte muhtelif emarelerle ve bunlara karşı alınmayan tedbir ve önlemsizlikle defalarca geliyorum diye kendini gösterdi durdu!
Gerekenler yapıldı mı? Hayır.
Enflasyon oldu geldi,
Kur krizi oldu geldi,
Alım gücünün düşmesiyle geldi,
Kira artışı oldu geldi,
Kısaca her türlü sinyali vererek bağıra bağıra geldi!
Gördük mü?
Hayır!
Çünkü kazanılan 14 Mayıs seçimi zafer belledik ve altına süpürdük!
Hatta süpürmekle de kalmadık; tehlikeye işaret edenlere de kızdık!
Uyaranlara ve hatta dayanamayıp yazarak "…ama soğan 25 TL!" diyenlere bile kızdık.
Hatta ve hatta dedik ki; "boş tencere iktidarı devirir/İstanbul'u alan Türkiye'yi kazanır" efsanesini de yıktık!
Aslında gördük de ama görmezden gelmek/sağıra yatmak/gözümüzü kapatmak kolayımıza/işimize geldi!
14 Mayıs'ta kazanılan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle halının altına süpürmek sorunları ortadan kaldırmış oldu mu peki?
Demek kaldırmamış ki 31 Mart seçimleri bir sel olup bu sonucu doğurdu!

Arkadaşlar!

Allah aşkına bir bakar mısınız;
Ankara'da 30 puan, İstanbul'da 10 puan fark!
Ve kaybedilen Urfa, Balıkesir, Manisa, Bursa, Yozgat, Giresun, Kütahya, Uşak, Denizli, İstanbul ve Ankara'da en baba ilçeler!
Neredeyse Konya, Malatya, Trabzon, Kayseri bile kaybedilse şaşırmayacaktım!
Bu kadar mı?
Değil tabi; Özgür Özel'in tabiriyle CHP gibi yüzde 25 tavanına çakılı bir parti yurt genelinde Ak Parti'yi geçerek birinci parti oldu!

Özetle sonuca dair benim yorumum şu:

Evet, seçimi muhalefet kazandı ama İktidar kaybetmek için her şeyi yaptığı için kazandı.
Daha doğrusu ekonomik krizle alakalı yapması gerekenleri yapmadığı için iktidar bu seçimi kaybedip muhalefete kazandırdı!

Kampanyalar özelinden bakarsak;

Ak Parti/İktidar yapması gerekenleri yapmadığı gibi maşallah, kaybetme ihtimalini gördükçe de, canhıraş şekilde hata üstüne hata yaptı ve adeta seçimi muhalefet için bir zafere dönüştürdü!
Hala aynı şeyleri söylüyorum; o kadar bakanın İstanbul seçimlerinde ne işi vardı!
Peki şimdi ne olacak? Bu işin sonu nereye varacak. 

Arkadaşlar!

Hayat devam ediyor.
İktidar kaybettim diye yerinmeyecek muhalefetse kazandım diye övünmeyecek.
Sayın Cumhurbaşkanı, Ak Parti Genel Merkezinde yaptığı konuşmada söylediği gibi bugünden tezi yok "neyi yapmadık veya neleri yanlış yaptık" diye en acımasız özeleştirisini yapacak,
Bugüne kadar yapmadığı/ertelediği ekonomik reform paketini tüm alt başlıklarıyla birlikte hazırlayıp hayata geçirmek için adımlamaya başlayacaktır!
Gördük ki "Ekonomi" ana başlığının içinde/altında yer alan emeklinin durumu, hayat pahalılığı, döviz fiyatları, gelir dağılımı,
Liyakatli kadroların göreve gelmesi/getirilmesi,
Dilden dile dolaşan rüşvet/yolsuzluk/israf gibi olgulara karşı inandırıcı mücadele adımlarının atılması,
Rehavet gibi bir melanetten kurtulunması,
Zehirli bir sarmaşık haline gelen üstenci yaklaşımın sonlandırılması, olmadan olmuyor ve olmayacak!
Sadece para politikası veya sadece vergi artırılması veya sadece dış kaynak bulunması veya sadece "yaptık, yine yaparız" denmesi yetmiyor ve yetmeyecek!
Önlemlerin bütüncül ve entegre şekilde; hiçbir kalemi ihmal edilmeden karara bağlanması ve uygulamaya sokulması şart.
Tıpkı ahenk içinde çalışan bir çarkın dişlileri gibi…

Sonuç:

Ak Parti'nin ve iktidarın yeniden fabrika ayarlarına dönmesi için Sayın Cumhurbaşkanının behemehâl neşter atacağına/kılıcı eline alacağına ve bugüne kadar görülmedik katiyette hareket edeceğine inanıyorum.
Halkın sandıkta verdiği mesajın fevkalade farkında bir ve en acımasız özeleştiri içinde olacağı kanaatindeyim.

 Bugünden itibaren;

Artık kabine değişikliği mi olur,
Yoksa üst düzey bürokratik değişiklik mi yapar,
Yoksa Külliyeden başlamak üzere parti genel merkezinde yenileşmeye mi gider,
Yahut da yeni bir sosyolojik analiz ve kamusal yeniden yapılanma mı yapar artık bilemem ama mutlaka bir şeyler olacaktır ve önümüzdeki seçimsiz dört yıllık süreci en iyi değerlendirilmek için mutlaka gereken adımları atacaktır!
Benim bildiğim/tanıdığım Erdoğan bu işi bu halde ve bu noktada asla bırakmaz! 

Durum toparlanır mı/31 Mart kazası telafi edilebilir mi peki?
Zor ama imkansız değil!
Neden?
Ne iktidar bu kadar ağır bir yol kazası bekliyordu ne de muhalefet kendileri için zafer denilebilecek bu kadar büyük bir sonuç...
Bence iki taraf da şaşkınlık içinde,
Birisi büyük kaybedişin, diğeri ise bu kadar farklı kazanmışlığın şaşkınlığı içinde…
İktidarın artısı fazla.
Çünkü Ak Parti'de Erdoğan gibi kriz yönetimi konusunda soğukkanlı bir uzman, siyasal bir kompedan ve pes etmeyen bir lider var.
Muhalefetin fazlalığı var,
Çünkü bu kadar büyük bir sonuç karşısında bundan sonrası için hazırlanmış bir stratejileri veya bu süreci en verimli şekilde yönetebilecek lider ve liderliği yok!

Not:

—Akşener açıklama yaptı ama emekli olmayacak mı yoksa?
—Yeniden Refah Partisi aldığı bu oyla bundan sonrasında ne yapacak?
—DEM Parti'de neler olacak?
—Devlet Bahçeli neden suskun?
—Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum seçim gecesi neden öyle bir açıklama yaptı ve "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ülke Liderliğiyle Bağımsız ve Güçlü Türkiye perspektifine bağlı olarak Türkiye'nin yeni aşamalara geçmesine önderlik yapacaktır." dedi. Acaba bu açıklamayı Cumhurbaşkanı'nın bilgisi dahilinde mi yaptı?
—Cumhurbaşkanımız için sürekli güzelleme yapmayı, yazarlık/yorumculuk veya danışmanlık sanan yalakaların sonu ne olacak acaba?
—Muhalefet cenahında lider İmamoğlu mu/Mansur Yavaş mı/Özgür Özel mi? Kazandıkları seçim gecesi bile, biri konuşurken sanki ön kesmek ister gibi diğer birisi de konuşma yapıyor üst üste geliyorlardı. Hal böyleyken troyka ahenk ve insicam sağlayabilecek mi yoksa kazandıkları seçimin enerjisini birbirini yok etmekte mi harcayacaklar?
—Bu arada, Mayıs'ta ABD Başkanı Biden ile görüşecek olan Erdoğan yarından itibaren gündem ipini eline alarak tıpkı eski günlerdeki gibi "…nerede kalmıştık!" kabilinden oluşturacağı yeni konu ve algılarla 31 Mart sonuçlarını unutturacak mı?
Böyle olacak olduğu için, bunları söylemedim.
Sadece aklıma gelen olağan soruları sesli düşündüm!

Not-2:

Gelecek birkaç yazımda, seçim sonuçlarını etkileyen diğer bazı tespitlerimi; eksik ve yanlış gördüğüm aday tespitinden tutun da kampanya süreçlerine kadar başka bazı konuları irdeleyeceğim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cengiz Aygün



Anket KASTAMONU BELEDİYE BAŞKANI KİM OLMALI
Tüm anketler