DOLAR 13,3459
EURO 15,1946
ALTIN 764,02
BIST 1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
9°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 11°C
Paz 9°C
Pts 11°C
resim yükle
resim yükle

“Mankurtlar”

“Mankurtlar”
Beypark
19.08.2021
255
A+
A-

Merhaba,

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Umarım güzel bir bayram geçirmişizdir. Gerçi geçirsek ne olacak ki her şey kursağımızda kaldı. Yoksa kursağımızda bıraktılar mı deseydim? Sebebine gelince; güzel yurdumuzun dört bir tarafında birden başlayan orman yangınları. Yüreğimizi yakan bu yangınların doğal yollardan başlamadığı her mantıklı düşünen insan gibi beni de düşündürüyor. Sosyal medyada her türlü “lanet” sözü veya “beddua” dolaşıyor. Elbette eğer böyle bir durum söz konusu ise Devletimiz gerekeni yapacaktır. Bize düşen ise çok uyanık olmak ve gördüğümüz her türlü şüpheli durumu ilgili birimlerimize ulaştırmak. Belki inanmayacaksınız; ama bu Covid-19 denilen “belâ” da insan eliyle üretilmiş yapay bir “mikrop” olduğuna inanıyorum. Her ikisinin ortak özelliği; ilk olarak doğrudan “insanları” hedef alması. İkincisi de her ikisinin de ciğerlerimizi yakması. Birisi doğrudan “insan ciğeri”ne saldırıyor, ikincisi ise ormanlarımızı ateşe vererek “ülkemizin ciğeri”ne saldırıyor. Gelin şöyle bir bakalım bunları yapanlar kimler olabilir.

Türk dünyasının yetiştirdiği ve dünyanın okuduğu bir yazar vardı bir zamanlar; Cengiz Aytmatov. Eminim her biriniz en az bir eserini/romanını veya hikayesini okumuşsunuzdur. Eğer kitabını okumadıysanız bile baş rollerini Türkan Şoray ile Kadir İnanır’ın oynadığı “Al yazmalım selvi boylum” filmini seyretmişsinizdir. İşte o film Aytmatov’un hikayesinden perdeye uyarlanmıştı. Ne kadar da farklı bir senaryosu vardı, değil mi? Hatta sonunda yanlış da olsa hoşumuza giden bir çıkarım da yapılıyordu; “Sevgi emek ister!”

Kökenini sözlü kültürle aktarılan halk anlatılarından alan ve Türk dünyası yazarları tarafından bu bilince hizmet etmek için kullanılan anahtar kavramlardan birisi olan “mankurt” veya “mankurtluk” kavramını biraz açmak istiyorum. Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında geçen “mankurt metaforu” Türk halklarına kendi kimliklerini koruma mesajı vermenin de ötesine geçerek sosyal bilimler literatürüne giren ve dünya genelinde geniş bir okuyucu kitlesi tarafından öğrenilen bir kavrama dönüştü. Hepimiz sık sık bu kavramı duyuyoruz, öyle değil mi?

Bu kavramın veya sözün kökleri oldukça derinlere gidiyor. İzini bulmak için Kırgız Türklerinin meşhur “Manas” destanını okumanız gerekiyor. Hiç endişe etmeyin; zira birileri bu beyit/dize sayısı milyonlarla ölçülen destanı bizim için okumuş ve çok önemli iki olayı özellikle “insanların” hizmetine sunmuş. Nedir peki bu kelimeler veya kavramlar? Birisi “mankurt/luk” diğeri ise “közkaman/lık” olarak destanın satır aralarında geçiyor. Bu arada madem ki gazete köşemizin adı “Akademik”, öyleyse “akademik” bir bilgiyi sizlerle paylaşayım. Kardeşlerimiz Kazak halkının tanınmış ilim adamı, halk bilimcisi Şokan Velihanov (daha çok bu isimle biliniyor), Kırgızistan’ın Isık Göl bölgesine yaptığı bilimsel gezi sırasında işte bu Manas destanını derliyor. 1861’de de yayınlıyor. Hem de o günün şartlarında. Biliyorsunuz Kazakistan coğrafyası çok geniş ve insana sonsuzluk hissi veren bozkırlara ev sahipliği yapıyor. İşte bu bozkır coğrafyasının kendisi gibi sonsuz satırları ve olayları anlatan destanının adı Manas. Yiğit birisi. Memleketini düşman işgaline karşı amansızca mücadele ederek koruyor. Bizim sınırlarımızı koruyan “Mehmetçik”lerimiz gibi.

Kazak halkının bilgeliğini, coğrafyasını, gelenek-göreneklerini, örf-âdetlerini yani “töre” adına ne varsa hepsini bu destanda bulmak mümkün. Destanda Kırgız halk kahramanı Manas, Kalmıklara karşı savaşıyor ve topraklarına ayak bastırmıyor. “Halk bilgeliğinin hazinesi, bütün halk hikâyelerinin, coğrafya, din ve geleneklerin toplandığı bir ansiklopedisi” olarak bilinen Manas’ta anlatılan hikayelerden birisi “mankurtluk” üzerine. Öyleyse bu “mankurt” nedir, diye sorduğunu işitir gibiyim. Kelime anlamı “aslını yitirmiş, hafızasını kaybetmiş, köleleştirilmiş, başkalaştırılmış” gibi anlamlara geliyor.

İnsanlar nasıl “mankurt”laşır veya “mankurt”laştırılır, bilir misiniz? Anlatayım. Güçlü kuvvetli savaş esirleri bir ritüel yani merasim şeklinde insanların önüne getirilir. Saçları kesilir ve esirin kafası cascavlak ortaya çıkar. Hemen o sırada kesilmiş bir devenin boyun kısmından bir parça deri kesilir. Adına da “şire” veya “şiri” diyorlar destanda. Sadece bir “deve” derisi değil, devenin boyun kısmından alınan deri parçası; çünkü derinin en kalın olduğu yer orasıymış.

İşte bu “şire” kafası kazınan esirin kafasına yerleştirilir. Çıkmasın diye de kulaklarının arkasından “teğel” atar gibi ip ile sıkıca bağlanır. Deve derisi kafasına geçirilen esirin yüzünden aşağıya doğru ta”ze derinin kanları akmaya başlar. Bozkırda bilirsiniz pek ağaç yoktur. Güneşin en kızgın olduğu yerlerdir buralar. Elleri kolları sıkıca bağlanan “esir” genç güneşin alnında bir yere götürülüp yere sabitlenir. Kırgız güneşin altında günlerce aç ve susuz bırakılır. Deri kurumaya başlar. Kurudukça kafatası mengenede sıkılır gibi olan esirin bir taraftan da kazınan saçları yeniden uzamaya başlar. Başlar fakat kuruyan “şire”den geçmesi mümkün olmayan saçlar geri dönüp “beyin”e batmaya ve onu tahrip etmeye başlar. “Beyin” adı verilen organımızın bizim “belleğimiz” yani “hafıza merkezimiz” olduğunu belirtmeye gerek bile görmüyorum. İşte bu “merkez” saçların geri dönmesi ile büyük zarar görüyor ve esir kişi artık hiçbir şey hatırlamaz oluyor. İşte biz bu “yeni kişi”ye “mankurt” diyoruz. Neymiş demek ki? Adının, soyadının, soyunun sopunun, ırkının, milletinin, anne-babasının, konu-komşusunun, sevdiklerinin, çoluk-çocuğunun adını bile hatırlayamayan “zavallı” bir mahluka dönen bu “mankurt”lara artık her şeyi yaptırmak mümkün. Manas destanında anlatılan efsaneye göre ise genelde böyle “köleleştirilmiş” kişilere “deve çobanlığı” yaptırılıyor. Bu “köle” insanların yani “mankurt”ların yapabileceği en uç örneği duymak ister misiniz? Evet, Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanını okuyan aydınlardan duyar gibi oluyorum; zira orada Yolaman isimli “mankurt” genç, “efendi”lerinin emrini yerine getirerek “anne”sini kendi oku ile “öldürüyor.” İnanmazsanız kitabı okuyabilirsiniz.

Mankurtlaştırılan kişi, aklını kullanamaz hâle geldiği ve hafızasını yitirdiği için bu sözcükle isimlendirilir. Kimi akademisyenlere göre zamanla “mankurt” sözcüğü, “ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan” kişileri ifade eden bir kavram hâline gelmiştir.

Korkunç, değil mi? Öyle ya. İşte hepimizin ciğerini yakan “hain”leri böyle bir ceza ile cezalandırmak ancak caydırıcı olabilir. “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr, tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir” demiş Ziya Paşa bir zamanlar. “Nasihat ile uslanmayanı yani akıllanmayanı sertçe uyarmalı, uyarı ile uslanmayanın ise hakkı dayak”tır.

Bir başka yazımızda “közkaman”ları yani “hainleri” konuşmak üzere şimdilik hoşça ve sağlıcakla kalın. Selam ve saygıyla,

 

4 Ağustos 2021 Çarşamba

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.