DOLAR 8,7540
EURO 10,3906
ALTIN 496,61
BIST 1.391
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 28°C
Gök Gürültülü
Kastamonu
28°C
Gök Gürültülü
Pts 27°C
Sal 26°C
Çar 25°C
Per 27°C
dOBI7b
dOBI7b

Necip Fazıl…

Necip Fazıl…
Beypark
26.05.2021
172
A+
A-

“Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? / Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..” diyen mana şairi. Bir zamanlar “Kaldırımlar” da yürüyen şair. Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin hikmetli bir nazarı ile dünyası değişen büyük dava insanı. “Tek kişilik ordu” misali örnek ve model bir insan. Çile’nin, Sakarya Türküsü’nün, Çöle İnen Nur’un ruh insanı. Bir büyük deha insan Necip Fazıl Kısakürek. Hayatının her devresinde; eğilmeden, bükülmeden fikir, sanat ve düşüncelerini net bir şekilde yaşamış, sonradan gelenlerce de derinliğine ulaşılamamıştır Üstadın. “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış / Marifet bu, gerisi çelik çomakmış” diyen ufuk insanı, bir güzel insan. Kendisini bir evliya nazarında şekillendirmiştir. Mana ve ruh iklimini; bir veliye, kâmil bir mürşide bende olarak genişletmiş, fikir ve sanat hayatında da şahane bir model ortaya koyarak, bilinmesi ve tanınması gereken eşine az rastlanır dahi insanlar zincirine eklenmiş bir halkadır…

REKLAM-VEREB-L-RS-N

 

Zapt edilemeyen zekâsı, yere-göğe sığmayan yapısı ve aksiyonerliği, bir türlü dengeye gelmez. O’nun hayat çizgisinde Mürşidi Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin yeri elbette tartışılamaz. İsterseniz gelin kendi ağzından dileyelim: “Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel; Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.” diye şiiriyle tarif eder. “Efendim! Benim Efendim! Benim, güzellerin güzeli Efendim!” sözleriyle, Peygamber (sav) neslinin kendi zamanına denk düşen halkasındaki bu kutlu büyüğe olan yoğun sevgisini açık eder. “Kaç milyon baba ve kaç milyon anne, senin milyarda birin eder? Sen benim böyle bir şeyimsin! Babamla anneme Allah’ın bana tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için bağlıysam, sana da, bu ölçünün ebedî hayat mikyasiyle perçinliyim… Düşünsünler farkı!..” ifadeleriyle; Ehl-i Beyt sevgisinin, mürşide bağlılığın, teslimiyetin ve muhabbetin yansımalarını en açık haliyle ortaya koyar…

 

Kendisini anlatmaya elbette bizim gibi çelimsiz bacaklıların gücü yetmez! Ancak, “Kalemine ciğerinden kan çekerek yırtındığı, paralandığı ve zindanlarda süründüğü bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başını secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamında” olması açısından bakıldığında: onu anmak, hatırlatmak, anlatmak ve anlamaya çalışmak üzerimize düşen önemli bir görevdir. Zira onun; “Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!” ihtarı, şuurlu olduğunu iddia eden herkesin alması gereken bir mesajdır…

 

Necip Fazıl Kısakürek; içinde kopan büyük fırtınalarla her zaman mücadele etmiştir. Her neye inanmışsa o’nu; duygu ve düşüncenin, ruh ve aksiyonun en zirvesinde yaşamıştır. Davası adına insanların derdini, kendi derdi edinecek kadar mesuliyet altına girmiştir. Alnındaki keder çizgileri ve bir ömre sığdırdığı aksiyoner örnek yaşantısı bu hakikatin ispatı niteliğinde değil midir? Şiiri hakikat arayışında bir araç olarak gördüğünü yüreklerimize fısıldayan bu deha insan, farkını her zaman, her yerde ve her şartta belli eder. Hangi yönüyle ele alırsak alalım; bu hakikatleri, şahsında ispat etmiş, tarihin bizlere armağan ettiği numune büyüklerdendir. Tosya Din Görevlileri Derneği tarafından tertip edilen konferans kapsamında İlçemizde de konferans verdiği arşiv kayıtlarında mevcuttur. Kendisine muhalif olanlarının lisaniyle

dahi; “Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter!..” sözü, onu en güzel haliyle anlatmaktadır…

“Şairler Sultanı” ve “Yılın Fikir ve Sanat Adamı” unvanlarına layık görülmüş olan Üstad, 9 defa hapse mahkûm edilmiştir. Ömrünün son günlerini de 1,5 yıllık mahkûmiyetin infazı altında tamamlamıştır. Bir gece, yani; 25 Mayıs 1983 günü yatağından doğrulup, yüzünü pencereye döner ve gözlerini karanlığın derinliklerine doğru yöneltir. Ne gördüğü bize meçhul olsa da yanındakiler; “Demek böyle ölünürmüş!..” dediğini bize aktarırlar. Azrail’i (as) tebessümle selamlayan bu büyük şahsiyeti, vefat yıldönümü vesilesiyle saygı ve rahmetle anıyorum.

Onun için Mayıs ayı’nın, daima sırlarla dolu olduğu ifade edilir. 1904 yılının 26 Mayıs’ı bir Perşembe gününde İstanbul’da doğar. Kaderin tatlı bir cilvesi, doğumu gibi vefatı da aynı döneme isabet eder. Deha insan yine; 26 Mayıs 1983’de bir Perşembe günü Eyüp sırtlarında ebedi istirahatgâhına uğurlanır. Vasiyetine rağmen, Ankara’nın Bağlum mezarlığında metfun olan mürşidinin yanına gömülmesine, zamanın idaresince izin verilmez. Ama biz, ruhlarının hep birlikte olduğu inancıyla Fatihalar gönderirken, kendilerini vesile ederek istimdat da isteriz..!

Allah (cc) gani gani rahmet eylesin.

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.