Tosya Haber37 Gazetesi

Orucu bozan ve kefareti veya kazayı gerektiren şeyler

Orucu bozan ve kefareti veya kazayı gerektiren şeyler
Muhsin ÖZDEMİRMuhsin ÖZDEMİRTÜM YAZILARI
142 Okundu
07 Mayıs 2019 - 12:27

Oruçlu olan kimseye sadece şu iki sebepten dolayı hem kaza hem kefaret gerekli olur. Oruç kefareti ara vermeden iki ay oruç tutmakla olur. Buna bir de kaza ilave edilerek halk arasında “altmış bir” diye söylenilir.
1.Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkiye girmek. Her iki taraf için de hem kazayı hem kefareti gerektirir. Ancak kadın zorlanmışsa kadına kefaret gerekmez.
2.Oruçlu olduğunu bile bile kasden bir şey yemek veya bir şey içmek.
Keffaret bir cezadır. Cezada asıl olan kasıttır. İslam hukukunda ve Modern hukukta bir fiilin cezalandırılması için onun kasten ve bilerek işlenilmesine bakılır.
Kur’an-ı Kerimde oruç kefaretinden bahsedilmez. Ancak Hz. Peygamberimizin sünnetinde oruç kefaretinin delilleri vardır.
Hz. Peygamber Ramazan gününde eşi ile cinsel ilişkiye girmiş birine, ceza olarak bir köle azat etmesini veya iki ay peş peşe oruç tutmasını söyler.
O kişi, “Ya Resulallah! Vallahi ben bir güne dayanamayıp orucu bozdum. Altmış gün peş peşe nasıl oruç tutabilirim”. Dedi.
Hz. Peygamberimiz “O zaman altmış fakiri doyur.” Dedi
O kişi, “Ya Resulallah! Ben bu yerin en fakirlerindenim. Benden daha fakir altmış kişi yoktur.”dedi.
Hz. Peygamberimiz o adamı aldı evine getirdi ve ona yiyecek içecek şeyler verdi ve “orucunun kefareti olarak bunları fukaraya dağıt.” Dedi.
O kişi verilenlere baktı ve şöyle dedi.”Ya Resulallah! Vallahi ben ve ailem bunlara çok muhtacız.” Dedi.
Hz. Peygamberimiz: “O halde hem sen, hem ailen yiyin ve bir kısmını da yine olmayanlara dağıtın.” Buyurdu.
Bu Meşhur Hadis, Oruç kefaretinin sünnetteki delillerindendir. Burada Hz. Peygamberimizin ibret dolu davranışları da görülmektedir.
Bu meşhur hadisi ele alan Hanefi ulema, Ramazan da oruçlu iken, cinsel ilişkiye kefaret gerektiği gibi, kasten yeme içmeye de gerekir yönünde görüş beyan etmişlerdir.
Ayrıca Hz. Ali’nin de, “Oruç kefareti kasten yiyen, içen ve cinsel ilişkiye giren içindir.” sözü rivayet edilmektedir.
Şafii uleması sadece yukarıdaki hadiste geçen cimadan dolayı kefaretin gerekeceğini söylemişlerdir. Maliki uleması ise kefaretten bahsetmemişlerdir.
Bunların dışında orucu bozan ve kaza edilmesini gerektiren pek çok durum vardır. Bunların hepsini saymak mümkün olmaz. Burada bilinmesi gereken husus şu üç ana maddede toplanır.

  1. Ramazan orucunu kasten ve bilerek bozana kefaret gerekir. Keffaret sadece Ramazan orucunun bilerek bozulmasının cezasıdır. Diğer oruçlar için kefaret söz konusu değildir. Sadece kaza edilir.
  2. Orucu bozan şey kasten değil de unutarak yapılmışsa ve hatırlanıldıktan sonra tekrar oruca devam edilmişse oruç bozulmamıştır.
  3. Orucu bozan şey bir hastalıktan veya bir mazeretten dolayı işlenilmişse veya gıda deva cinsinden olmayan bir şey yenilip içilmişse bu durumda oruç bozulur. Ancak Bozulan orucun Ramazan ayı çıktıktan sonra kaza edilmesi gerekir.
    Orucu bozmayan şeyler içinde orucu bozmadığı halde mekruh olanlar ve mekruh olmayanlar vardır. Oruçlu için mekruh olan davranışlardan kaçınmak da oruçlu için güzel davranışlardandır.
    Vücudumuza giren hava, nem, koku, gibi şeylerle birlikte, uyku, banyo yapmak gibi şeyler orucu bozmaz.

ORUÇ TUTAMAYANLARIN DURUMU:

Bir Müslüman Ramazan ayında meşru bir mazereti sebebiyle orucunu tutamamışsa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde kaza eder. Bu kaza etme işinin bir dahaki Ramazan ayı gelmeden yerine getirilmesi önerilir.
Kazaya kalmış oruca diye niyet edilerek, kaç gün kazaya kalmışsa o kadar gün kaza edilir. Kazaya kalmış oruçları peş peşe kaza etmek şart değildir. Ara verilerek de kaza edilebilir.
Kazaya kalmış oruçlar tutulurken bozulursa, bozulan orucun da tekrar kaza edilmesi gerekir. Ancak şunun bilinmesi gerekir; Hiçbir kaza edanın aynısı değildir. Yani: Kaza edilecek olan hiçbir oruç Ramazan ayında tutulan orucun her yönden aynısı değildir. Her zaman için bir ibadetin vaktinde eda olarak yapılması daha iyidir.
Bir ibadeti edaen yerine getiren kişi üç şey elde eder.

  1. Allah’a karşı olan kulluk borcunu yerine getirmiş olur.
  2. İbadetindeki samimiyetine göre hak katında sevaba ulaşır.
  3. Yaptığı ibadet, bazı kusur ve günahlarına kefaret olur.

Şayet hiç kaza etme imkânı bulamazsa, yani müzmin ve devamlı hasta veya iyileşme ümidi, kalmadığından dolayı kaza etme imkânı olmayanlar, her gün için bir fitre miktarı fidye verirler.
Halk arasında orucun parasını vermek gibi anlaşılan bir şey var ki, çok yanlıştır. Orucun maddi bir karşılığı yoktur. Bu Allah’ın kuluna bir rahmeti ve merhametidir.
Şöyle düşünülmelidir. Yüce Allah ramazan günlerinde kullarına orucu farz kıldı. Ama bir kul orucunu tutmak istediği halde tutamadı. Tutamadığı orucunu kaza etmeye de sağlığı müsaade etmedi. Kaza da edemedi. Orucunu tutamadığı için içi yanan ve manen rahatsız olan bu kişiye yüce Yaratıcı, “bari her gün için bir fakiri, doyuracak fidye öde”. Demiş oluyor.
Keyfi olarak orucunu tutmayan ve kaza da etmeyen kişinin fidyesi olmaz. Veya kaza etme imkân ve ihtimali olan bir kimsenin de önce kaza etmesi lazımdır. Orucunu kaza edebilecek olan birinin fidye ödemesi olmaz.
Bu fidyenin miktarı herkesin hayat standardına göre değişir. Ramazan fitresi herkesin ailesine yedirip içirdiği, giydirdiği şeyin ortalamasına göre hesaplanır. Bunun en azı ilan edilir en çoğunun bir sınırı olmaz. İşte herkesin oruç fidyesinin miktarı da Ramazan fitresinin miktarı kadardır.
Oruç fidyesi usul (ana-baba-dede-nine) ve furuun (eş-oğul-kız-oğuldan veya kızdan olan torunlar) dışındaki akrabalardan başlamak üzere komşulara, öğrencilere, askerlere ve ihtiyaç sahibi olan herkese ödenebilir.
Kendisine oruç fidyesi, zekât, sadaka gibi bir şey ödenmiş olan kimsenin, kendisine bu ödemeyi yapan kişiye karşı yapması gereken bir şey yoktur.
Bu tür mali ibadetleri yapan kişinin başkalarına iyilik ettiğini değil, kendi borcunu eda ettiğini düşünmesi icap eder.
Oruç tutamayan, kaza edemeyen, fidye ödeyecek de gücü olmayanların yapmaları gereken bir şey yoktur. Allah’ın af edeceği umulur.
Bazen orucunu tutamamış bunun için de ıstırap duymuş, kaza etme imkânı da kalmamış olan bir fakir Müslüman kendisinden daha varlıklı insanlara oruç fidyesi ödeyeceğim diye uğraşıyor. Kendisini zorluyor. Buna gerek yoktur. Allah’ın rahmetine sığınmak yeterlidir.
ORUCUN MANEVİ İKLİMİ

Oruç ayı olan Ramazan ayı Müminin Rabbini hatırından çıkarmadığı, dış yüzünü temiz tuttuğu gibi iç dünyasını, duygu ve düşüncelerini de temiz tuttuğu, Kendisine ve etrafına hoş bir nazarla bakarak düşüncelerini keskinleştirdiği, bedenini ve ruhunu arındırarak yücelttiği müstesna bir zaman dilimidir.
Ramazan ayı, namazın orucun, infakın, yardımlaşmanın ve dualarda buluşmanın ayıdır. Hal diliyle halden anlayıp gereğini yapmanın, bunlar sayesinde de Rahmete ve mağfirete ulaşmanın gerçekleşeceği bir mübarek zaman dilimidir.
Ramazan oruç ayıdır. Sağlığı yerinde olan herkes oruç tutmalıdır. Oruç sağlığın koruyucusudur. Kötülüklere karşı koruyucu kalkandır.
Orucunu tutabilen veya tutamayan her Müslüman’ın namazlarını kılması lazımdır. Oruç ile namazın arasını ayırmamalıdır.
Ramazan ayına mahsus olan teravih namazlarının usulüne uygun bir şekilde kılınması da bu ayın güzel ibadetlerindendir.
Varlıklı olan Müslümanların zekâtlarını vererek mali ibadetlerini yapmaları ve etrafındaki fakir muhtaç kişilere yardımcı olmaları gerekir.
Orucun sadece sabahtan akşama aç ve susuz kalmaktan ibaret olarak icra edilen bir ibadet şekli olmadığını idrak ederek oruçlu olunan zamanlarda elimizin, dilimizin ve hatta düşüncelerimizin de oruçlu olmasını sağlayacak şekilde kendimizin hazırlanması lazımdır.
Genellikle alışkanlıklarımızın gereği olarak bazı basit şeylerin orucumuzu bozup bozmayacağı konularında hep endişe ederiz. Bu konularda şüphe ettiğimizde, sorabileceğimiz birçok kişi ve kurum vardır. Ancak biraz da şunları sorgulamalıyız.
Yalan söylediğim zaman orucumun durumu ne olur? Bu orucumun bana bir faydası olur mu?
Birisinin hakkını yediğim zaman orucum bozulur mu? Bir lokma ekmek yesem orucum bozulurken garip gurebanın hakkını yersem orucumun durumu nedir acaba!
Birisine küfrettiğim zaman oruç ile bağlantım kalır mı? Önemli olan sadece şekli kurtarmak mıdır?
Birisine iftira edersem tuttuğum orucun anlamı nedir?
Bu gibi soruları önce kendi nefsimize sormalı ve kendimizi sorgulamalıyız.
Bu konuda Hz. Peygamberimizin şu üç sözünü paylaşmakta yarar var. Şöyle buyuruyor:
“Yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmayan kişinin oruç tutarak aç ve susuz kalmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”
 “Nice namaz kılanlar vardır ki, yanlarına kalan sadece yorgunluktur, nice oruç tutanlar vardır ki yanlarına kalan sadece açlık ve susuzluktur.”
“Nice Kur’an okuyucuları vardır ki, okudukları Kur’an onlara lanet eder.”
İşte bu tehlikelerden sakınabilmemizin yolu yaptığımız her türlü ibadeti yalnızca Allah rızasına ermek için yapmaktan geçmektedir.
Her şeyden önce, âdete uymak için değil, Rabbe iyi kul olmak için ibadet edileceğini, orucun da ancak bir ibadet olduğunu, Bu ibadetin bize önce kendi acziyyetimizi, sonra da fakir fukaranın halini idrak ettireceğini hatırdan çıkarmamalıyız.Bilmeliyiz ki üç tür oruç vardır.

  1. Avamın orucu: İmsaktan iftara kadar orucunu bozacak şeylerden kaçınarak tutulan oruç.
  2. Havassın orucu: Orucu bozan şeylerden kaçınmakla birlikte bütün azalarını da günahlardan ve yanlışlardan koruyarak tutulan oruç.
  3. Hassul havassın orucu: Orucu bozan işlerden uzak kalarak, bütün azalarıyla oruç tutarak ve gönlünü de kötü duygu ve düşüncelerden temizleyerek tutulan oruçtur.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Copyright© 2019 Tosya Haber37 Gazete ve Matbaacılık