DOLAR 13,3459
EURO 15,1946
ALTIN 764,02
BIST 1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
9°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 11°C
Paz 9°C
Pts 11°C
resim yükle
resim yükle

Papa’ya diz çöktüren Hun Hakanı Atilla

Papa’ya diz çöktüren Hun Hakanı Atilla
Beypark
25.08.2021
440
A+
A-

Atilla’nın torunlarının ülkesi, Macaristan / Hüsnü Acar-1

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Türk Komutanından birisi olan, ‘Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, asil bir milletin evladı olmakla gururluyum’ diyen, Asya’dan Macaristan’a kadar zapt etmediği ülke kalmayan Büyük Hun İmparatoru Atilla’nın torunlarının yaşadığı ülke olan Macaristan’da 5 gün boyunca misafir kaldık. Söz Atilla’dan açılmışken kimi tarihçiler ‘Tanrının Kılcı’, kimisi ‘Papaya Diz Çöktüren Komutan’, kimisi ‘Türklerin Babası’ kimi ‘Hun Hakanı Atilla’ diye tanımlar. Macaristan Başbakanı Viktor Orban: “Biz Kıpçak Türküyüz ve Atilla’nın torunlarıyız” derken Macaristan’da Turancı görüşleriyle bilinen JOBBİK (Daha İyi Bir Macaristan Hareketi) Partisinin Genel Başkanı Gábor Vona Atilla: “Yalnızca, cesurca düşmana karşı gelen ve Allah’tan başka kimseden korkmayan Attila’nın torunlarıyız” demektedir. Türklüğüyle gurur duyan dost ülke Macaristan’ı, Hun Türk Kurultayı’nı, Estergon Kalesi’ni ve velhasıl bir çok tarihi yerlerini sizler adına gezdik, gördük, izledik ve yaşadık. Yazı dizimize başlarken önce Hun İmparatoru veya Hakanı Attila’dan kısaca bahsetmek isterim;

ATİLLA KİMDİR?
Atilla, Hun topluluklarının kralı olduğu 434 tarihinden, 453’teki ölümüne kadar Hun İmparatorluğu hükümdarıdır. Hükümdarlığı sırasında İmparatorluğunu dönemin Avrupa’sının büyük bölümünü kaplayacak şekilde genişletti. Öldüğü zaman idaresi altındaki topraklar batıda Cermanya, doğuda Ural Nehri, kuzeyde Baltık Denizi ve güneyde Karadeniz’e kadar uzanıyordu. Attila, imparatorluğun başında olduğu zaman diliminde Hunların yanı sıra, birçok Cermen ve İranlı kabileye, Ostrogotlara, Bulgarlara ve Alanlara da önderlik etti. Attila, imparatorluğu sırasında Batı ve Doğu Roma İmparatorluklarının en korkulan düşmanlarından birisi oldu. Tuna’yı iki kez geçti ve Balkanlar’ı yağmaladı, ancak Konstantinopolis’i ele geçirmeyi başaramadı. Perslere karşı yaptığı seferin başarısız olmasının ardından,441’de Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na yaptığı akının başarılı olması, Atilla’yı Batı’yı işgal etmeye cesaretlendirdi. Galya’yı ele geçirmek amacıyla Ren’i geçti ve Flavius Aetius önderliğindeki birlikler tarafından Katalon Muharebesi’nde ağır kayıplar ile durdurulana kadar Aurelianum’a kadar ilerlemeyi başardı. İtalya’yı işgal etti ve kuzey vilayetlerini yağmaladı, ancak Roma’ya ilerlemedi. Geçen zamanlarda Roma’ya yönelik yeni seferler planladı, ancak 453’te ani bir şekilde öldü. Atilla’nın ölümünden sonra, yakın danışmanı olan Gepid Kralı Ardarik, Hun egemenliğine karşı bir Cermen isyanı başlattı ve takibinde Hun İmparatorluğu Nedao Muharebesi ile beraber çöktü. Attila ve idaresi altındaki Hunlar dönemin Avrupa’sında derin izler bıraktığı için Attila ile ilgili metinlere Antik dönemlerden bugüne kadar rastlanmaktadır. Kendisi tarafından yapılan seferler Batı ve Doğu Roma”ya oldukça zarar vermiş, öncesinde Hunların sebep olduğu Kavimler Göçü ve buna bağlı barbar yağmalarıyla beraber direncini kaybeden Batı Roma İmparatorluğu’nun kısa bir süre sonra çökmesine sebep olmuştur. Bu nedenlerden ötürü, ayrıca etnik kökeni ve dini nedeniyle, dönemin Hristiyan tarihçileri tarafından kendisine olumsuz bir imaj verildi. Zulüm ve ölüm ile ilişkilendirdi ve ona Tanrı’nın Kırbacı ve Tanrı’nın Cezası gibi isimler verildi. Ancak başta İskandinav ve Cermen kültürleri olmak üzere diğer kültürlerde, kendisini konu edinen Sagalarda Macaristan’da yapılan bir gen araştırması, neredeyse iki yüz yıldır gündemde olan “Macar kimlik” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bu araştırma, bundan bin yıl önce, kavimler göçünün bir parçası olarak Orta Avrupa’ya gelen ve bu topraklara yerleşen ilk Macar boylarının genetik olarak kimlere daha çok benzediğini ortaya çıkarmaya yönelikti. Bugün elbette Macar insanları genetik olarak Orta Avrupalı. Yani Macarların genomu çevre halkların, Çeklerin, Slavların, Ukraynalıların, Avusturyalıların genlerine çok benziyor. Bin yıldır bu topraklarda yaşamış olmanın, komşu halklarla karışmanın bir sonucu olarak, artık genetik anlamda Asya ile bir ilişkisi yok Macarların. Aynı araştırma bin yıl önce bu topraklara yerleşen ilk Macar boylarından bir grup insanın yeni bulunan mezarlarındaki kalıntılar üzerinde de yapıldı. İlk Macarlar Asya kökenliydi ve hatta genleri yüzde 25-30 oranında Asya Türklerinin genleriyle benzeşiyordu.
Macarcanın Türkçe ile bağlantısı olduğu, Macar halkının da Asya’nın Türk halklarıyla akrabalık içinde bulunduğu iddiası halk arasında inatla yaşamaya devam ediyor. Zaten Macarların Türklere olan ilgi ve yakınlığı yeni bir olgu değil. Ortada nesnel hiçbir kanıt olmamasına rağmen Macarların atalarının Hunlar olduğu, dolayısıyla Türklerle de akraba oldukları savı yüzyıllar öncesinden bugünlere kadar gelen bir iddia. Hun ilişkisi halk arasında öylesine güçlü ki Macaristan’ın Avrupa Birliği’ne katıldığı ilk yıllarda kendilerini Hun olarak gören on binlerce Macar imza toplamış ve Hunları Avrupa Birliği’nde bir azınlık olarak kabul ettirmeye çalışmıştı. Bu girişim Hunların bir dili ve kültürü olmadığı, dolayısıyla bugün artık kimsenin kendisine Hun diyemeyeceği gerekçesiyle reddedilmişti.

BİZANS, 1000 YIL ÖNCE MACARİSTAN’A ‘TÜRKİYA’ DEDİ
Türklerle olan akrabalık iddialarına gelince: Bu iddianın kökenleri de çok eskiye uzanıyor ve bu konuda tarihsel kanıtlar da var. Bunların arasında en somutu Bizans kökenli. Macar Krallığı’nın ilan edildiği M.S. 1000 yılında Macar Kralına Bizans tarafından hediye edilen tacın üzerinde “Türkiya’nın Kralına” ibaresi var. Bu taç Macar devletinin en önemli hazinelerinden biri olarak hala mevcut ve tarihte ilk kez olmak üzere “Türkiya” adı da burada kullanılıyor.

ESTERGON KALESİ
Osmanlı Devleti’nin, 1543-1595 ve 1605-1683 yılları arasında toplam 130 yıl hüküm sürdüğü, bir dönem Macar Krallığı’nın idari ve dini merkezi olan Estergon Kalesi, tüm ihtişamıyla ayakta durmaya devam ediyor. Macarlar için ilk başkent ve kutsal bir dini merkez, Türkler için ise türkülere ve marşlara konu olan önemli bir kale olan Estergon Kalesi, Başkent Budapeşte’den yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta, Tuna Nehri kıyısında yer alıyor. 10. yüzyılda kurulan ve Osmanlı kaynaklarında “Ustorgon” olarak geçen kent, 1241-1242 yılındaki Moğol saldırılarının ardından başkentin Estergon’dan Budin’e taşınması sonrası siyasi açıdan öneminin azalmasına rağmen ülkenin önemli dini merkezi olmayı sürdürdü. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1541 yılında Budin’i (Buda) fethetmesinden sonra Habsburgluların Budin’e yaptıkları saldırıları engellemek için Osmanlı ordusu, Tuna Nehri’nin kıyısında yer alan bölgeleri ele geçirmeye başladı. Bu kapsamda, Viyana yolu üzerinde kilit konumunda bulunan Estergon Kalesi, 26 Temmuz 1543’te kuşatıldı. 7 Ağustos’ta dış kale, 8 Ağustos’ta ise iç kale sarıldı. Kale, 10 Ağustos 1543 tarihinde Osmanlı idaresi altına girdi ve Budin eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu. Tarihi kaynaklarda, Estergon Kalesi’nin, 1594′-de Alman, Leh ve Venediklilerden oluşan büyük bir ordu tarafından kuşatıldığı ve çok ciddi saldırılara rağmen Osmanlı güçlerinin saldırıları başarıyla geri püskürttüğü belirtiliyor. 1595’de düştüğü kaydedilen Estergon’un 1605 yılında Lala Mehmet Paşa tarafından tekrar geri alındığı bilgisi yer alıyor. Estergon’un, Osmanlı yönetimi altında olmadığı 1595 ile 1605 yılları arasında Budin’e sürekli saldırılar düzenlendiği ve söz konusu 10 yılın Budin için çok çetin geçtiği belirtiliyor. Osmanlı döneminde tamamen Müslüman kimliğe sahip olan Estergon’a, cami, mahkeme ve hamam binalarının inşa edildiği biliniyor. 1683’te kesin olarak Osmanlı yönetiminden çıkan Estergon’da, Öziceli Hacı İbrahim Camisi günümüze kadar ulaşan Osmanlı eseri olarak göze çarpıyor. Bugün ise yaklaşık 29 bin kişinin yaşadığı Estergon’da Avrupa’nın en büyük katedrallerinden birisi bulunuyor. Estergon’u yıllık yaklaşık 1,5 milyon turist ziyaret ediyor. Estergon Kalesi’nden bugüne kadar doğru dürüst bir kalıntı kalmamış. Macarların iddiasına göre, 2. Dünya savaşına kadar kale surlarının küçük bir kısmı ile içerisinde bir çok mabet, Almanlar tarafından tahrip edilmiş olup, sadece minaresinin yarısı olmayan bir caminin olduğunu görüyoruz. İçerisinde ise görkemli bir katedral (Basilica) mevcut.

MOHAÇ SAVAŞI
Macar’ların hiç unutamadığı ve Mohaç adını duymak bile istemediği tek savaş Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman karşısında aldığı ve 2 saatte darmadağın olarak kaybettikleri Mohaç yenilgisi.. Tarih 29 Ağustos 1526. Dünya tarihinin dönüm noktalarından olan bu tarihte Budapeşte’nin güneyindeki Mohaç Ovası’nda Osmanlı İmparatorluğu ve Macaristan Krallığı karşı karşıya geldi. 2 saatte sonuçlanması nedeniyle en kısa savaş olarak tarihteki yerini alan ve Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı’nın zaferiyle sonuçlanan Mohaç Meydan Muharebesi, Macar Krallığı’nın sonunu getirdi. Osmanlı Devleti’nin 1353 yılından itibaren Rumeli’ye geçmesinin ardından Katolik dünyasının öncüsü olarak Osmanlı’nın karşısına çıkan Macarlar, yapılan savaşlardan ağır yenilgiyle çıktı. Özellikle, 1440 ve 1456’da iki defa kuşatıldığı halde alınamayan Belgrad’ın 1521’de Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesi, Macar Krallığı için büyük
bir darbe oldu. Kanuni’nin Macar seferine karar vermesine, Kutsal Roma Germen İmparatoru V. Karl ile Fransa kralı I. François arasındaki rekabet sebep oldu. I. François’nın Pavia’da, V. Karl’a yenilerek esir düşmesi üzerine, François’nın annesi Louise de Savoie, İstanbul’a elçi göndererek Kanuni’den, oğlunun kurtarılması için yardım istedi. Kanuni, V. Karl’ın gücünü kırmak için bu yardım teklifini olumlu karşıladı; Osmanlı Devleti’ne karşı Eflak ve Boğdan Voyvodalıklarıyla ile anlaşan Macar Krallığı ’na savaş açmaya karar verdi. I. Süleyman, 10 Mart 1526’da Rumeli komutanlarına, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa’ya, Bosna Beylerbeyi’ne ve Kırım Hanı’na sefere hazırlanmaları için emir verdi. Sefere Kapıkulu askerleri, Suriye ve Mısır vilayetlerinin askerleri de katıldı. Osmanlı Sultanı I. Süleyman, 23 Nisan 1526’da 60 bin kişilik ordu ve 300 top ile sefere çıktı. 2 saat süren savaşta Osmanlılar’ın taktiği sonrası Macar’lar ağır bir yenilgi alarak Macar Krallığını tarihten sildi. Son nefesini Macar topraklarında verdi 1526’da, yani tahta çıkışının henüz 6’ncı yılında Mohaç zaferiyle Macaristan kapılarını açarak Avrupa’da “Muhteşem” diye anılmaya başlayan Kanuni Sultan Süleyman, 40 yıl sonra döndüğü bu ülkede Zigetvar Kalesi’nin fethinden bir gün önce, 6 Eylül 1566’da hayata gözlerini yummuştu. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, Şehzade Selim gelip tahtı devralana kadar bin bir oyunla padişahın ölümünü vezirlerden bile 48 gün gizledi. Kanuni’nin naaşı, İstanbul’a bozulmadan taşınabilmesi amacıyla geçici olarak mumyalandı. Rivayete göre çıkarılan kalbi ve iç organları misk ve amberle yıkanıp altın bir leğenle gömüldü. Naaş ise, geçici olarak defnedildiği Otağ-ı Hümayun (saltanat çadırı) içindeki yatağın altında, İstanbul’a götürüldü.

(DEVAMI HAFTAYA)

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.