DOLAR 18,5142
EURO 18,1469
ALTIN 987,89
BIST 3.198,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 24°C
Az Bulutlu
Kastamonu
24°C
Az Bulutlu
Per 27°C
Cum 28°C
Cts 26°C
Paz 19°C
resim yükle
resim yükle

Rusya-Ukrayna krizi ve Türkiye-3

Rusya-Ukrayna krizi ve Türkiye-3
Beypark
09.03.2022
349
A+
A-

Değerli okuyucular, Hepinizin de yakından takip ettiği gibi Rusya’nın Ukrayna işgali devam ediyor. Mağdur olanlar yine yaşlılar, kadınlar ve çocuklar. İnsanlık trajedisi yaşan-maya devam ediyor. Can derdine düşmüş insanlar yeni yaşam alanları bulabilmek için ülkelerini terk etmenin yollarını arıyor.

GU-NCELLENEN-Reklam

Burada amacın yaşlı, kadın ve çocukları kurtarmak olduğunu unutmayalım lütfen; zira hiç kimse ülkesini başkasına bırakıp terk etmek istemez. Cenab-ı Hak kimseyi böyle zor durum/lar/da bırakmasın.
Bir akademisyen Ukrayna’da yaşananları harita üzerinde gösterdikten sonra bu gelişmelerin üçüncü dünya savaşına giden ilk aşama olduğunu, bunu Çin’in güneyinde yaşanacak ayaklanmalarla birlikte büyük ve yıkıcı bir savaşa dönüşeceğini söyledi. Bu belki uzun vadede öngörülebilecek bir gelişme. Yalnız şunu unutmayalım ki yeryüzü tabakasında oluşan büyük kırılmalar yıkıcı depremlere dönüşür. Bilim adamları buna yerin alt katmanlarında oluşan genelde sessiz, zaman zaman da kendini hissettiren kırılmalara “tektonik hareket” diyorlar. Yani büyük depremler bu tektonik hareketlerin belli bir noktaya geldiğinde oluşuyor. Sosyal bilimciler için de bu “tektonik hareketler” farklı anlamlar ifade ediyor. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında veya coğrafyalarında yaşanan “küçük kırılmalar” türü sosyal hareketler birbirine ulaşınca büyük olaylara sebep olabiliyor. Tıpkı “volkanik patlamalar” gibi. İşte bu sosyal patlamalar da bazen “iç savaşa” bazen de “çiftli veya çoklu savaşlara” dönüşebiliyor. Birinci dünya savaşına katılmış ve kendi coğrafyamızda muzaffer olsak da büyük ortağımız Almanya’nın yenilmesiyle biz de sıkıntıya düşmüştük. Arkasından verdiğimiz “milli mücadele” ile canımızı kurtarmış ve büyük, sağlam ve kanunlarıyla gelişmeye müsait bir cumhuriyet kurmuştuk. Burada hemen bu milli mücadeleyi veren gazi ve şehitlerimizi ve elbette Başkomutan Atatürk’ü anarak şükranlarımızı sunalım.
İkinci dünya savaşı ise bizim savaşımız gibi gözükmese de savaşın bir cephesinde yine Almanya vardı. Başında da hepinizin bildiği Hitler!.. Diğer cephede ise Sovyetler Birliğini kuran bütün idealist ve mütefekkir yani düşünen insanları kırıp iktidarı tek başına eline geçiren, uyguladığı acımasız politikalarla aydınları katleden, ikinci dünya savaşını başlatan Stalin vardı. Tahminlerin yirmi beş milyonu bulduğu insan kaybı ile savaş sona ermişti. Unutmayalım ki savaşın her iki ucunda duran—insan bile demeye dilimin varmadığı—iki canavar ruhlu lideri yani Hitler ve Stalin’i kendi halkları büyük hayranlıkla selamlıyorlardı.
Kaynaklara göre Sovyet ordusu 23 Nisan 1945’te Berlin’e girmiş ve savaşı galip olarak bitirmişti. Hitler her şeye rağmen işgal altındaki Berlin’i terk etmemiş ve eşi ile birlikte sığındıkları yerde intihar etmişti. Belki de “intihar” etti süsü verilmişti. Bilemiyoruz. Milyonlarca insanın katili Stalin ise öleli altmış dokuz yıl oldu. Seneye bu zamanlar—tam olarak 5 Mart 1953—onun ölümünün yetmişinci yılını kutlayacağız. Kutlayacağız diyorum; çünkü dünyanın böyle bir zalimden kurtulduğunu kutlamak lazım. Bu arada ölüm sebebinin de bilinmediğini sizlerle paylaşmama müsaade edin. 1945’te bir kalp krizi geçirdiği bilinse de ölüm sebebi bilinmiyor; zira cesedi belirsiz bir yere götürülüyor, otopsisi yapılıyor, ama bu otopsinin bugün bile nerede olduğu bilinmiyor. Stalin’in ölümü üzerine dört günlük bir yas ilan edildiğini umarım duymuşsunuzdur. Ayrıca Moskova sokaklarında milyonlarca insan onun ardından ağlıyordu. Sosyal bilimcilerin “Stockholm sendromu” adını verdikleri bir histeriye tutulmuşlar ve “kendi” katillerine “bağlanmış” insanlara dönüşmüşlerdi.
Putin’in de ilk aşamada tarihin karanlık sayfalarına gömülen Sovyetler birliğini ve daha sonraki aşamada da “Çarlık Rusyasını” kurmayı hedeflediğini söyleyen toplum bilimcilere de askeri uzmanlara ve tarihçilere de rastlıyoruz. Bu senaryolar artık dillendirilmeye başladı. Bugün itibarıyla haritaya baktığımızda Rus ordusunun güneyden inerek ele geçirdiği Maripul şehri ile daha önce işgal ettiği Kırım sınırını birleştirdi. Kırım’ı da geçerek Odessa’ya doğru ilerleyen ordu orayı da ele geçirdiği anda Ukrayna’nın Karadeniz ile bağını koparıyor ki ilk yazımda da belirttiğim gibi büyük bir gaz ve belki de petrol deposu olan denizi kuşatmış oluyor. Karadeniz’in doğusundaki Abhazya’yı yıllar önce Gürcistan’dan koparmıştı. Geriye yalnızca Batum kalıyor. On kilometrelik bir sahil şeridine sahip olan Batum da düşerse birkaç yıl içinde Kuzey-Doğumuzdaki komşumuzun Gürcistan değil Rusya olduğunu görmek olası.
Şimdi yazımızın sonuna doğru gelirken şöyle bir bakalım. Hitler, üstün ırk Alman neslini yaratmaya veya üretmeye çalışıyordu. Büyük bir ordusu vardı ve halk ona güveniyor ve inanıyordu. Niçin? Çünkü “ne yapıyorsa halkı için” yapıyordu. Stalin ise hazır kurulmuş olarak ele geçirdiği Sovyetleri coğrafi olarak büyütmek ve belki de bütün Avrupa’yı ele geçirmek istiyordu. Bu arada da “x-fert” adını verdiğimiz yani “gelmişini, geçmişini, soyunu-sopunu bilmeyen” mankurt tipler yaratmak istiyordu. Adına da “Sovyet insanı” diyorlardı. Kısacası o da “kendisi için” değil “halk/ları” için savaşıyordu. Sovyet halkı bırakın ona güvenmeyi veya inanmayı “tapıyordu” bile. Halkın gözünde “tanrılaşmış” bir liderdi o. Bu yüzden milyonlarca insan arkasından gözyaşı dökmüştü.
Eee, şimdi ne olacak? Putin de “kendisi için” değil “halkının güvenliği” için “işgal” etmiyor mu komşu bir ülkeyi? Yakında televizyonlara çıkıp “kendim için yaptıysam namerdim” diyecektir. Böylece sadece günümüzün Ukrayna’sında değil kendi ülkesinde de arkasından ağlayacak yığınlar olacaktır mutlaka.
Unutmayın Cengiz Han da “ne yaptıysa halkı için” yapmıştı. Bugün bir mezarı bile yok. Var da kimse bilmiyor. Niçin acaba? Sizi sorularla baş başa bırakıyorum. Kusura bakmayın. Belki haftaya bu sorulara birlikte cevap bulmaya çalışırız. İşte size edebiyatsız bir yazı daha. Yakın takibe devam. Kalın sağlıcakla…

 

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.