DOLAR 13,3459
EURO 15,1946
ALTIN 764,02
BIST 1.857
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 9°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
9°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 11°C
Paz 9°C
Pts 11°C
resim yükle
resim yükle

“Sudan sebep”

“Sudan sebep”
Beypark
08.09.2021
130
A+
A-

Sevgili Tosyalılar,

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Önceki yazılarımızdan birinde “havadan sudan” konuşmuştuk. Bugün de “sudan bir sebeple” yazalım istedim. Yazmak için “sudan bir sebep” olsun istedim. “Sudan bir bahaneyle” birbirimizin kalbini kırmıyor muyuz? “Sudan bir sebeple” dostluk köprülerini yıkmıyor, gemileri yakmıyor muyuz? Ne yazık ki “evet” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

 

 

Yaradan bizi “toprak, ateş, hava ve su” olarak dört unsurdan yaratmıştı ya. İşte bu dörtlüden “su”ya biraz daha yakından bakalım istiyorum. Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’in Hûd suresinde (11. Ayet) şöyle buyurmaktadır: “وَهُوَ الَّذِي خَلَق السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاء لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً” (Ve huvellezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin ve kane arşuhu alel mai li yebluvekum eyyukum ahsenu amela) yani Bayraktar Bayraklı’nın meali ile “Gökleri ve yeri altı evrede yaratan Allah’tır. Onun kudret tahtı suyu kullanmasında idi. Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu tespit etmek için sizi imtihan etmektedir” denmektedir. Burada “Onun kudret tahtı suyu kullanmasında idi” ifadesi diğer âlimler tarafından farklı yorumlanmakta veya farklı anlamlar verilmektedir. Çoğunluğun görüşü “Onun arşının su üzerinde” olduğu şeklindedir. Buradan hareket ettiğimizde kimi düşünürlerin “kâinatın öncelikle ‘su’dan yaratıldığı” görüşünün Kuran’daki bu ayet ile desteklendiğidir.

Enbiya suresinin 21. Ayetinde “İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” denilmektedir. Diğer taraftan yine Furkân suresinin 25. Ayetinde “Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik” denilmektedir. Demek ki insanlarımızın gökten yağan yağmura “rahmet” demesinin sebebi budur. Bu rahmetle birlikte ölü toprak dirilir, su ile birlikte toprak verimli hale gelir.

Tıpkı “kar” taneleri gibi suyun da “damla”ları vardır. Kar taneleri tek başına eriyip gitmektedir. Su damlaları da tek başlarına buharlaşıp giderler. Kar taneleri yere düştüklerinde birbirlerine tutunarak “kar” birikintileri oluştururlar. Suyun da “damlaya damlaya göl” olması buna benzer. Burada bir ağacın tek başına “orman” oluşturmayacağı gibi kar tanelerinin veya su damlalarının da tek başına bir şey yapamayacağını biliyoruz. Ağaçlar bir araya geldiğinde “orman”ı, kar taneleri bir araya geldiğinde “kar” yığınlarını, damlalar da bir araya geldiğinde “su”yu oluştururlar. Bunların hepsine de ihtiyacımız vardır. Su damlacıkları soğuk havada kristalleşerek “kar tanesi”ne dönüşür, ağaç dallarında uzun süre yaşar ve güneş (ateş) ile eriyerek su olup ağacı ve daha sonra da toprağı besler.

Geçenlerde “su” ile alakalı çok güzel bir yazı okudum ve yazıdan sizlere de bahsetmek istiyorum. Yazarından izin de aldığım yazıda “su”ya tasavvuf penceresinden bakılıyordu. Fuzuli’nin “Su kasidesi”ni bilmeyenimiz yoktur. Fuzulî, iki cihan peygamberi, sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’e olan sevgisini ve onun özelliklerini samimi olarak, Cem Dilçin’in ifadesi ile “sıcak, içten ve doğal bir biçimde; yalın, abartısız ve ‘su gibi akıcı’ bir tarzda bu kasidesinde anlatmıştır. Kasidenin özeti niteliğindeki 23. Beyit şöyledir:

Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa urup gezer âvâre su.

Beyitte kısaca “Su, ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer” denilmektedir. Burada Fuzuli kendisini “su” ile ifade etmektedir. Nasıl ki “su” önüne gelen engelleri aşarak sevgili peygamberimizin dolaştığı topraklara ulaşmak için “başını taştan taşa” vurarak akıp gidiyorsa şair de samimi müminlerin duygularına rehber olarak peygamberimizin hâk-i pâyine yani ayağının değdiği topraklara varmak için bütün engelleri aşmaya çalışmaktadır. Samimi Müslümanın yolu engellerle, taşlarla kayalarla doludur. Tasavvuf felsefesinin en güzel örneklerinden olan şiirden ayrılıp “su felsefesi”ne geçtiğimizde hiç birimizin inkâr edemeyeceği hakikatlere ulaşırız. Sizinle paylaşacağımı söylediğim yazıya bir göz atalım şimdi.

“Suyun doğası bir felsefe anlatır. Mesela dağdan akan suyu düşünün. En az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler: “Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.”

Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi. O zaman ne yapar, birikip üstünden aşar. Yok eğer bu da olmuyorsa sabırla kayayı damla damla delmeye başlar. Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler. Sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir” der Şems-i Tebrizi.

Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir. Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder. Su hep akar… Bilir ki aktıkça temizlenir. Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar. Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki: “Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren.”

Mesela su değişimden hiç korkmaz. Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar. Su, değişimi ne güzel de anlatır. Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur. Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne yağmur olup iner yine yeryüzüne…

Ayrıca su uyumludur. Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın… Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası hiç değişmez. Her yere her şeye uyum sağlar. Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır… Uyum sağlayanlar esnektir çünkü. Değişime direnenlerse katı.”

Evet, bugün “sudan bahane” ile yine sizlerle buluştuk. Buluşturan rabbimize şükürler olsun. Yukarıdaki alıntıda belirtildiği gibi sevgili Tosyalı hemşerilerim “Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna” diyorum. Derviş duasıyla “Su gibi akalım. Her daim yenilenelim. İki günümüz aynı olmasın. Dünü dünde bırakalım, yeni şeyler öğrenelim” diyerek hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Selam ve saygıyla,

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.