DOLAR 9,7407
EURO 11,3290
ALTIN 563,81
BIST 1.481
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 10°C
Parçalı Bulutlu
Kastamonu
10°C
Parçalı Bulutlu
Sal 11°C
Çar 15°C
Per 15°C
Cum 15°C
resim yükle

‘Tarih ve edebiyat-2’

‘Tarih ve edebiyat-2’
Beypark
13.10.2021
34
A+
A-

Değerli okuyucular, Türk dünyası-nın tarihi romanları üzerine “Tarih ve Edebiyat” başlığı altında bir seri yazı yazmak ve sizlerle paylaşmak istediğimi yazmıştım. Sizleri onlarca tarihî roman ile tanıştıracağıma söz vermiştim. Şimdi “Tarih nedir?” veya “edebiyat nedir?” ve “Tarih ve Edebiyat İlişkisi” üzerine biraz duralım.
Edebiyat ve tarih, sosyal alanda yer alan, birbiri ile bağlantılı, ancak aynı zamanda farklı iki bilim dalı.

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Aralarındaki fark etkilerini de vurgulamakta. Edebiyat biliminin esaslarını inceleyen Rene Wellek-Austin Warren, 1983’te ilk kez yayınlanan Edebiyat Biliminin Temelleri başlıklı kitapta tarih ile edebî eser arasındaki farkı, “Tarih, olayların tekrarlanmasından başka bir şey değildir, roman ise uydurma bir tarihtir” diye izah etmişti. Roman sanatı üzerine çalışmalarıyla tanınan akademisyen Şerif Aktaş, tarihçilerin belirttiği gerçekler “değişikliğe uğrayarak edebî eserin dünyasına girer” derken roman ile tarihi kesin çizgileriyle birbirinden şöyle ayırmıştı: “En gerçekçi olduğu iddia edilen edebî eserler dahi yaşanmış değil, gerçeğe uygun olanı dikkatlere sunar.” Bir başka akademisyen de bu durumu: “Tarihî edebiyat geçmişteki gerçeğin hayal edilmesi ve edebî olarak yeniden inşa edilmesidir” diye açıklamıştı. Bu çeşit tanımları çoğaltmak mümkün. Özellikle son ikisinde dikkati çeken —eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir– nokta “tarihçilerin belirttiği gerçek,” “en gerçekçi olan” ve “geçmişteki gerçek” gibi ifadelerdir. Öyle ise tarihçilerin yazdığı gerçek veya geçmişteki gerçek denilen “gerçek” nedir? Hakikaten böyle bir gerçek var mıdır? Bu soruların cevabı ayrı bir tartışma ve inceleme konusu. Bu sebeple burada bu konuya girmiyorum. Bu yazı serisinde üzerinde durmak istediğim malzeme, Türkiye Türkçesine aktarılmış ve sizlerin kolaylıkla ulaşıp kullanabileceği Türk dünyası romanları.

2003 yılı itibariyle tespit edebildiğim ellinin üzerinde roman vardı. Bugün ise bu sayıyı yüze kadar çıkarmak mümkün. Bu eserler içinde konusunu tarihten alan, yani “tarih roman” veya “tarihî roman” sayılabilecek olanları değişik tasniflere gruplandırmak mümkün. Bunlardan biri Türkiye’de yayınlandıkları tarihe göre ayırmak. İkincisi de konu aldıkları tarihî dönemlere göre gruplandırmak. İlk tasnife göre ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır.

Kırım Tatarlarından olan, İkinci Dünya Savaşı’nı bizzat yaşayan ve savaş sırasında Almanlara esir düşen, daha sonra önce İtalya’ya oradan da halen yaşamakta olduğu Londra’ya iltica eden Cengiz Dağcı’nın romanları ilk sırada belirtilebilir. 1956’da yayınlanan Korkunç Yıllar bu listenin ilk romanı. Yurdunu Kaybeden Adam (1957), Onlar da İnsandı (1958) ve Ölüm ve Korku Günleri (1962), O Topraklar Bizimdi (1966) ve Kolhozda Hayat (1966).

Ardından Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana (1965) ve Kopar Zincirlerini Gülsarı’sı (1969), Ayaz İshaki’nin Üyge Taba’sı (1967) 60’lı yılların romanları olarak yer almakta. 1970 yılında üç roman birden yayınlanmış; Sadriddin Aynî’nin Buhara Cellatları, Dağcı’nın Badem Dalına Asılı Bebekler ve Aytmatov’un Beyaz Gemi romanları. İlk Kazak romanı Tahavi Ahtanov’un Boran’ı 1972’de yayınlanmış. 1974 tarihî romanlar açısından önemli bir yıl. Kıbrıs çıkarması yapılıyor ve aynı yıl Özker Yaşın’ın Kıbrıs’ta Vuruşanlar romanı çıkıyor.

Aytmatov’un en çok okunan ve ilgi gören romanı Gün Olur Asra Bedel için Türkiye okuyucusu 1985’e kadar on bir sene beklemek zorunda kalıyor. Bunun ekonomik ve siyasî sebepleri olabilir. Ekonomik sebepler içinde, Kıbrıs harekâtından sonra ABD tarafından uygulanan ambargonun tesirinin dikkate alınması gerekir. Diğer taraftan Sovyetler Birliği içinde ihtilâl sayılabilecek Gorbaçov’un açıklık ve yeniden yapılanma adını verdiği siyasî reformların başlangıç tarihi.

Siyasî ve edebî ilgi bir anda yeniden Orta Asya tarafına dönüyor. Gün Olur Asra Bedel de bu ilgiye yeterince cevap veriyor. Sovyetler dağılmadan önce yayınlanan son iki roman yine Aytmatov’a ait: Dişi Kurdun Rüyaları veya orijinal adıyla Kıyamet (1990) ve Cengiz Hana Küsen Bulut (1991). Özellikle son romanın yayınlanışı Sovyet baskısının ortaya kalktığının göstergesi oluyor.

Sovyetlerin son yılında Azerbaycan edebiyatından ilk roman Anar Resulzade’nin Ak Liman’ı yayınlanıyor. Fakat Aytmatov’un gölgesinde kalıyor, dikkatlerden kaçıyor.

1970’de yayınlanan ilk Özbek romanı Buhara Cellatları’ndan sonra aradan yirmi üç yıl geçiyor ve 1993’te üç roman birden yayınlanıyor: Abdullah Kadiri’nin Ötken Künler ve Adil Yakuboğlu’nun Uluğbey’in Hazinesi ile Köhne Dünya’sı. Yakuboğlu’nun Adalet Menzili de bir yıl sonra 1994’te çıkıyor. Yusuf Samedoğlu’nun Kıyamet Günü romanı 1995’te basılıyor.

Karaçay edebiyatının ilk ve tek temsilcisi Halimat Bayramuk’un 2 Kasım 1943 romanı ile yine Özbek edebiyatından Musa Taşmuhammedoğlu Aybek’in Nevai romanları aynı yıl okuyucuya ulaşıyor. 1996 yılında dört roman birden yayınlanıyor. Özbek yazar Nur Ali Kabul’un Unutulan Sahiller, Azeri yazarlar Mevlüt Süleymanlı’nın Göç ve Elçin’in Ölüm Hükmü, Türkmen yazar Tirkiş Cumageldi’nin Kara Yıldırım romanları.

Aytmatov’un son romanı Kassandra Damgası ile birlikte Elçin’in Mahmut ile Meryem’i ve Kazak yazar Avezov’un Abay Yolu I-II romanları 1997’de basılıyor. Böylece Türkiye okuyucusu ikinci Kazak yazar ve ikinci Kazak romanını okumak için yirmi beş yıl beklemiş oluyor. 1999’da ise yine Elçin’in Ak Deve romanı çıkıyor. 2001 yılı ise Türkmen edebiyatından aynı yazarın dört romanının birden yayınlandığı yıl oluyor; Annaguli Nurmemmed’in Çark-ı Felek, Alem Cihan, Nuh Tufanı ve Oğuz Kağan.

Bu eserler tarih roman veya tarihî roman olmanın ötesinde yayınlanış tarihleri itibariyle ve yayınlanış sebepleri ile de önemli kitaplardır. Cengiz Dağcı’nın romanları İkinci Dünya savaşını konu alan eserler olarak savaşa girmemiş Türk halkına cephe ve cephe gerisini anlatıyor. Aytmatov’un romanlarının Stalin’in ölümünden sonra yayınlanmış olması ve romanlarda onu eleştiren anekdotların olması yüzünden büyük ilgi görüyor. Sovyetlerin dağılmasından sonra yayınlanan tarihî romanlar ise, ki bu dönemde yayınlanan romanlarda büyük bir yoğunluk olduğu gözlemleniyor, Türk okuyucusuna Dağcı ve Aytmatov dışında başka yazarların da olduğunu gösteriyor. Elçin’in üç romanının son iki üç yılda yayınlanmasında muhtemelen Azerbaycan Hükümeti’nde Başbakan yardımcılığı görevinde bulunuyor olmasının etkisi vardır. Diğer taraftan Annaguli Nurmemmed’in romanları da Türkmen edebiyatından örnek teşkil ediyor.

Şimdilik bu tasnifle yazımıza nokta koyalım. Önümüzdeki hafta kitapları ele aldıkları tarihi konularına göre tasnif edip kitaplar üzerine konuşmaya veya yazmaya başlayalım.

Kalın sağlıcakla,

 

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.