DOLAR 12,4902
EURO 14,1332
ALTIN 720,04
BIST 1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 13°C
Çok Bulutlu
Kastamonu
13°C
Çok Bulutlu
Paz 15°C
Pts 17°C
Sal 13°C
Çar 1°C
resim yükle
resim yükle

“Türk, beşikten mezara kadar askerdir”

“Türk, beşikten mezara kadar askerdir”
Beypark
24.11.2021
21
A+
A-

Sevgili okuyucular,

REKLAM-VEREB-L-RS-N

Geçen hafta sizlere Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Gözyaşı Çeşmesi” hikayesi etrafında geniş bir perspektiften “çeşmenin” tarihi öyküsünü anlatmaya çalışmıştım. Bugün yine Metin Yüksel Karakaş’ın öykülerine dönmek istiyorum. Bu defa “Türklük payı”na dikkatlerimizi çevirelim istiyorum.

Hani Türk edebiyatının en önemli şairlerinden ve İstanbul şairi olarak tanınan Yahya Kemal “Bir başka kaleden” başlıklı şiirinde der ya:

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

İşte ben de dün Kastamonu kalesine çıkıp şehre yukarıdan baktım. Kalesiyle birlikte karşı tepedeki hikayesini hepinizin bildiği meşhur saat kulesi, gözünüze ilk ilişenler tarihi Valilik binası, Mehmet Akif’in milli mücadele döneminde vaaz verdiği ve II. Bayezid döneminde yaptırılan ve adını yaptırandan alan Osmanlı döneminden kalma Nasrullah Camii ve elbette Tosya’da da örneklerine çok rastlanılan güzelim evler.

Aslında Yahya Kemal’in İstanbul için söylediklerini Kastamonu için de yazmak, söylemek, anlatmak mümkün. Lakin kalenin inşa edildiği tepeye veya Seyrangah’a çıkıp da şehre baktığınızda aynı duyguları paylaşmak mümkün değil. Gezmediğiniz, görmediğiniz ve sevmediğiniz pek çok yapıyı da görebilirsiniz. Görmelisiniz de. Görmelisiniz ki “gezmediğiniz, sevmediğiniz hiçbir yeri” olmayan Kastamonu’nun nasıl yıpratılmış, modernlik adına çirkin binalarla kirletilmiş olduğunu görüp hesap sorabilirsiniz. Hele tarihi Osmanlı Sarayı dururken çirkinlik abidesi Belediye binasını görmezseniz olmaz diye düşünüyorum. Diğer çirkinlikler zaten gözünüzü rahatsız edecektir. Eminim içinizden birileri de Hıdırlık tepesine çıkıp Tosya’ya bakacak ve görmek istemeyeceğiniz yapıları görecektir. Hatırlayabildiğim kadarıyla tarihi binalarıyla birlikte Yeşil Tosya’nın nasıl “beton Tosya”ya döndüğünü göreceksiniz.

Hatırlıyor musunuz ilçemizin ve vilayetimizin tarihini? Kalenin en çok bilinen hikayesi, Türklerin kuşatması sırasında kale komutanı Bizans tekfurunun kızı Moni’nin kalenin kilidini Türklere vermesidir. Elbette arkasında bir de aşk hikayesi vardır; fakat önemli olan yüz metreden daha yüksekteki tepenin üzerindeki kaleyi kuşatan Osmanlı askerlerinin hikayesidir. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Üzümcü” öyküsündeki “Mehmetçik” tasvirini unutmayalım. Bir koyun gibi girdiği askerlik şubesinden giydiği askeri libası içinde çıkarken duruşundaki mağrur hali hatırlayalım.

Metin Yüksel Karakaş da “Türklük payı”nda herkesin kendi hikayesinin olduğunu anlatıyor. Olaylar adını vermediği bir köyde geçiyor. Fakir bir aile. Kış vakti sobada tezek yakılıyor. Açık yerler çuval parçasıyla kapatılıyor soğuk hava girmesin diye. “Yüzü balmumuna dönmüş” küçük Osman, bir sene sonra orta mektebe gitme hesapları yaparken hastalık onu yatağa mıhlamış. Sabaha kadar inliyor acı içinde zavallı çocuk. Yağan kara rağmen kağnısıyla babası Osman’ı şehir hastanesine getiriyor. “Ya Rab! Hakkımızda hangisi hayırlısıysa onu ihsan et!” diye Yaradan’a teslimiyetiyle Dursun Ağa, oğlunu “beyaz gömlekli” doktorlara teslim ediyor. Bu teslimiyete Allah da sessiz kalmıyor ve ona evladını bağışlıyor; ama bir bacağı kesilmek zorunda kalıyor.

Osman günlerce evden çıkmıyor. “… Başkaları gibi olamamanın ezikliği” içinde değneğiyle yavaş yavaş insan içine çıkmaya başlıyor. Mahalledeki arkadaşları arasında kimler yoktur ki: “Sarı oğlanların İrecep, Çöpsüzlerin Yonis dayının oğlu, Gavecilerin Mısdak, İmamın oğlu İbreem” hepsi oradadır. Bu çocukların sohbet konusu aile içindeki asker kişiler ve

onların kahramanlıklarıdır. Mesela Gavecilerin Mısdak’ın dedesi Büyük Savaş’ta kalçasına bir kurşun yemiştir. Hatta yakınlarda şehre indiğinde de kendisine hem de “pırıl pırıl parlayan” bir “madalya” verilmiştir. Devlet, şehit ve gazilerini, onların yakınlarını korumaktadır. İmamın oğlu İbrahim’in de büyük babası da “Moskof gavurunu” anlatagelmektedir. Üstelik kaç tane de “Moskof’u gebertmiş”tir. İbrahim bununla da kalmaz ellerini açıp tüfek tutar gibi yaparak anlatmasına devam eder: “- Nah! Bum dince anasından doğduğuna pişman itmiş.”

Kimisi Çanakkale’de dedesinin şehit olduğunu, kimisi Balkan Harbi’nde amcasının aldığı yaradan bahseder. Burada öykünün sahibi Metin Yüksel Karakaş en önemli mesajını verir: “… Hepsinin övünebileceği bir sayfa mevcuttu.” (s. 75) İbrahim bir büyüse tüfeği omzuna alacak, gavur gebertmeye gidecektir. Peşindeki adamların komutanı olacaktır. Hepsi patlama hazır çocukların kimisi İbrahim’in çavuşu olurken kimisi de onun bir neferi olurlar.

Osman’ın ise bir bacağı kesilmiştir; yani diğerlerine göre fizik olarak eksiktir. Böyle olanlar askere alınmasa da bu durum Osman’ın düşüncelerinde “Türk askeri” olmasına engel değildir. Dursun Ağa’nın Osman’ı da askere gidince “… on dene gavur vurmayınca” gelmeyecektir geri. Çocuklar acımasız olur derler. Diğerleri Osman’ın yüzüne bakarak “- Seni askere almazla!” diye bağırırlar. Gözleri biraz nemlense de büyük bir gururla bağırır: “- Türk; beşikten mezara gadar askerdü!”

Hala Osman’ın bizi gururlandıran sesini kulaklarımızda hissetmiyor muyuz? Sanki “- Evet!” diyen cevabınızı duyuyor gibiyim.

Bir sonraki yazıda buluşmak üzere, kalın sağlıcakla diyorum.

Prof. Dr. Orhan Söylemez

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.