DOLAR 18,5142
EURO 18,1469
ALTIN 987,89
BIST 3.198,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 24°C
Az Bulutlu
Kastamonu
24°C
Az Bulutlu
Per 27°C
Cum 28°C
Cts 25°C
Paz 19°C
resim yükle
resim yükle

Türküler Bizi Söyler

Türküler Bizi Söyler
Beypark
09.02.2022
235
A+
A-

Sevgili okurlar, bugün sizlerle ‘türküler’ ve ‘türkülerimiz’ üzerine sohbet etmek istiyorum. Hepinizin de bildiği gibi genelde “sanat” evrensel bir ‘dil’ olarak görülür. Yani “sanat” bütün dallarıyla birlikte sadece belli bir topluma değil bütün insanlığa hitap eder.

GU-NCELLENEN-Reklam

Mesela bir “Tosya yâren gecesi”ndeki “türkü ve ilahileri” veya bir kandil gecesi “mevlid-i şerif”i dinlediğinizde ruhunuzda kabaran duyguları dünyanın bir başka köşesindeki başka insanların “halk türkülerini” veya “dini ilahilerini” dinlediğinizde de duyabilirsiniz. Amerika’da nesli tükenmek üzere olan ve bizim “Kızılderili” olarak bildiğimiz ancak Amerika kıtasının gerçek sahipleri olan “yerlilerin” halk ezgileri de dünyanın öteki ucundaki Altay veya Hakas halkının “kayçılarından” dinleyeceğiniz ezgiler de size aynı duyguları yaşatabilir. Elbette sanatın pek çok dalı var; resim, müzik, tiyatro, Anadolu kadınlarının el işleri, oya işleri, takıları, film-sinema bir anda akla gelenler.
Evrensel bir dil olarak kabul edilen sanat, dili ne olursa olsun herkesin gözüne, gönlüne ve en önemlisi ruhuna hitap eder. Sanat ve kültürün en önemlilerinden birini oluşturan şarkı, türkü, ezgi veya ilahi de gönüller arasındaki “köprü”yü inşa eder, zira çevreye duyarlı bir insanın hayatında “kültür ve müzik” önemli bir yer tutar. Yunus’un gönlünden dökülmüş ve dizelere geçirilmiş, gönüllere kazınmış sözlerin besteleri olan “ilahi”leri dinlerken başka bir âleme geçeriz. İşte biz buna “metafizik âlem” diyoruz.
Bizim türkülerimizin sözlerini Tosya Belediyesi’nin internet sitesinde bulabilirsiniz. Bugün sizlere bizim en çok sevdiğimiz veya herkesin en çok ilgisini çeken türküsü üzerinde konuşmak istiyorum. Hem Tosyamızın hem de oyunlarımızın ve türkülerimizin hikayelerini de sayfada bulabilirsiniz. Evet tahmin etiğiniz gibi: “Manda yuva yapmış söğüt dalına…” türküsünden bahsedeceğiz. Sözleri şöyle;
Sabahleyin erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü?
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım.
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım.
Aşağıda pınar güzellerin yoludur,
Tosya’da kuşağı ince belin gülüdür,
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım
Türkünün güftesi yani sözleri Hakkı Berber’e ait. İsmail Okur (Nayipoğlu) “tiridine bandım nakaratını ekleyerek” besteler. Anadolu türkülerinin hamisi Muzaffer Sarıözen de 1973’te hem türküyü hem de sözlerin derlemesini yapar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür etmek boynumuzun borcu.
Bu türkü her şeyden önce sabahleyin erken çifte giderken öküzünü torbadan düşüren bir Tosyalıdan bahsediyor. Yerel ağzımızla söylemek gerekirse çifte-çubuğa gitmek veya tarla-tapan ile uğraşmak özellikle bizden önceki nesillerin geleneksel yaşayış tarzları. Sabah erkenden kalkmak ve işe koyulmak ise takdire şayan bir durum; zira erken kalkan yol alır. İşe erkenden başlayan da günü daha verimli geçirir. Bu kadar mantıklı ve alkışlanacak davranışın hemen ötesinde “mantıksız” olan ise çifte giderken “öküzünü torbadan düşürmüş” olması. Her şeyden önce benim aklıma–muhtemelen sizin de öyle–şöyle sorular takılıyor: Öküzün torbada işi ne? Bu adam öküzünü niye torbaya koymuş? Öküz, insanın yanında veya önünde gitmez mi? Hadi diyelim torbaya koydu, niçin düşürmüş? Eee, cümle mantıksız olunca sorular da mantıksız oluyor.
“Öküz” için sözlükler genelde aynı şeyi söylüyorlar ve çift sürmekte kullanılan güçlü kuvvetli hayvanlar olduğu konusunda hem fikirler. Mecazi anlamda ise “öküz” çok daha farklı bir görev icra ediyor. Genelde elinden iş gelmeyen, kendisine söylenmeden hiçbir şey yapmayan, söyleneni kolayca anlamayan kişiler için de kullanılıyor. Bu dizelerde kullanımı ise ilk tanıma uygun yani tarlada çift sürerken kullanılacağını gösteriyor. Ama yine de “mantıksızlık” canımızı sıkıyor. Hepiniz Yunus’un meşhur “Çıktım erik dalına…” şiirini bilirsiniz. Şiir baştan sona kadar “mantıksızlık” üzerine inşa edilmiş. Mesela ilk beytine bir göz atalım.
Çıkdım erik dalına derdim yedim üzümü
Bostân ıssı geldi eydür uğurladın kozumu
Halk ozanımız erik dalına çıktığını ve üzüm yediğini söylüyor. O sırada üzerine gelen bostan sahibi de “koz” yani “ceviz” çaldığını söylüyor ve cevizimi çaldın diyor. Erik ağacında üzüm yemek, üzüm yerine cevizin çalındığını söylemek. Hepsi birbirinden “anlamsız” cümleler. Öyle değil mi? Hiç de öyle göründüğü gibi değil. Bu kadar “mantıksız” gibi duran beyit ile başlayan bu şiir üzerine belki inanmayacaksınız ama tam tamına sekiz tane akademik inceleme yapılmış, makale yazılmış. Hem de anlı şanlı İslam ve tasavvuf ehli akademisyenler tarafından. Hatta bir tanesinin tarihi 17. Yüzyıl öncesine uzanıyor. Tasavvuf ehlinin muradı “şerîat, tarîkat, hakîkat, marifetdir.” Yani bu dört aşamayı geçenler hidayete ererler ve kendilerine müjdelendiği gibi Hakk’ın cemalini görürler. Burada “ceviz” dikkatimizi çekiyor. Ceviz yemekten maksat içindeki faydalı kısma ulaşmaktır. Öyleyse önce ceviz ağacına çıkılacak ki oldukça yükseklerde ve uçlarda yetişir ceviz ve tehlikelidir. Dalı da zayıftır çok kolay kırılabilir. Sonra silkip toplamak gerekir. Tek tek toplamak da epeyce emek ister. Yorar da insanı. Sonra dışındaki yeşil kabuğu ayıklamak gerekir ki insanın eline koluna bulaşır, kına yakmış gibi renk bırakır. Kişinin ceviz topladığı belli olur. En zor kısmı da kalın kabuğu kırıp içindekine ulaşmaktır. Tasavvufta da böyledir; önce şeriat yani şartları kabul etmek, sonra tarikat yani yola girmek, sonra hakikati görmek ve nihayet marifet sahibi olmak. Demek ki Yunus boşuna söylememiş.
Türkümüzdeki ikinci kısımda “manda” söğüt dalına yuva yapmıştır. Şimdi “öküz”den “manda”ya geçtiğimizi hepiniz fark etmişsinizdir. “Manda” çifte koşulmaz diye biliyorum ben. Sütünden, yağından ve etinden faydalanılır. Hatta yanılmıyorsam eğer bizdeki “kömüş” karşılığıdır. Söğüt ağacı dalları yere kadar sarkan ve bazen her mevsimde yeşil kalabilen bir ağaçtır. Genelde sulak yerlerde yetişir. Çifte gidilen yerde de “söğüt ağacı”nın olması mantıksız değildir. Üstelik söğüt ağacı Türk kültüründe, yiğitlerin gölgesinde oturup, altında çadır kurdukları kutlu ağaçlardandır. Deniz Gezgin’in Bitki Mitosları kitabına göre söğüt kutsal bir ağaçtır. “… Söğüdün kutu insana girdiğinde o kişi çocukları seven, duygulu ve evcimen bir huy edinir.” Söğüt ağacının altında uyuyakalmış birisinin yanındaki yavrusunu ha “sinek” kapmış ha da başka bir uğru, ne fark eder?
Büyük âlim ve yazar Kemal Abdulla, Dede Korkut hikayelerinin gizemini çözdüğü kitabının bir bölümüne “mantıksızlığın mantığı” adını verir. Mesela Basat henüz bebek iken Oğuz boyunun yaylaya göç ettiği esnada “heybeden” düşer. Hiç kimse fark etmez. “Yavrusunu sinek kapmış” gibidir. Dişi bir aslan onu alır, yuvasına götürür ve besleyip büyütür. Aslan gibi güçlü ve akıllı olması lazımdır ki Oğuz boyunun başına bela olan “Tepegöz”ü öldürebilsin. Sıradan bir çocuk gibi yetişmiş olsa Basat bunu başarabilir mi? Elbette hayır. Demek ki “öküzün torbadan düşmesi” de “mandanın söğüt dalına yuva yapması” da “yavrusunu sineğin kapması” da öyle ilk anda görüldüğü gibi “mantıksız” değil bilakis “mantıksızlığın mantığı”dır.
Gelelim türkümüzün son kısmına. Genelde şiirde özellikle divan edebiyatı ürünlerinde şiirin son bölümünde şairinin kim olduğunu da şiirin yazılış amacını da bulmak mümkündür. Hani yukarıda bahsettiğimiz Yunus’un şiiri var ya, işte orada şöyle diyor:
Yunus’a bir söz söylet hiç sözüne benzemez
Münafıklar elinden örttü mana yüzünü
Burada Yunus’un şiirini kendi arzusu ile söylemediğinin itirafını görüyoruz. Yani zorla bir şey söyletmeye kalktığınızda duymak istemeyeceğiniz şeyleri veya anlamayacağınız şeyleri söyleyebiliyorlar. Divan edebiyatının “şathiye” adı verilen tarzı ile söylenen şiirde halk ozanları açık açık olmasa da karşısındakileri eleştirebiliyorlar. Zaten bu da sanatın ve sanatçının gücünü gösteriyor. Bu beyitte Yunus, “hiç sözüne benzemez” diyerek söylediklerinde “mantık” aranmamasını ve “münafıklar” yüzünden “mana”nın yüzünü örttüğünü ifade ediyor. Açıkça demek istiyor ki ben sözümü söyledim, sen istediğin gibi anla. Kendisinden şiir isteyenlerin “mana”yı anlayamayacağını açık açık söylüyor.
Bizim türküde ise yukarıdan beri saymaya çalıştığımız “mantıksızlığın” mantığını görmek mümkün. Zira Tosya’ya has bir gerçeği ortaya koyuyor. Aşağı pınar güzellerin yoludur, Tosya da kuşağı ince belin gülüdür. Demek ki sadece Tosya kuşağı ile övünmeyeceğiz, aşağı pınarın güzelleri ile de övüneceğiz. Şimdi tam da yeri gelmişken belirtelim; sabah erkenden çifte giden kardeşimiz aşağı pınar yolunda bir güzele rastlıyor ve aklı başından gidiyor. Öyle değil midir zaten, aşk kalbe girince akıl izne çıkarmış. Gözüne ilişen güzel aklını başından alınca, torbasındaki öküzünü de düşürüyor, mandayı söğüt dalına yuva yaptırıyor ve yavrusunu sineğe kaptırıyor.
Hani demiş tik ya “söğüt ağacı” yiğitlerin gölgesinde eylendikleri “kutlu” bir ağaçtır diye. Demek bizimki de söğüt ağacının dibine geldiğinde aklındaki güzeli düşünerek çifte gitmeyi de öküzü yanına almayı da unutmuş, yavrusunu da sineğe kaptırmış.
Haftaya yeni bir türküde veya yeni bir edebi metinde buluşmak dileğiyle hepinizin üç aylarını kutluyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Kalın sağlıcakla.

 

I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.