DOLAR 16,8853
EURO 17,8334
ALTIN 992,10
BIST 2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kastamonu 15°C
Yağmurlu
Kastamonu
15°C
Yağmurlu
Pts 16°C
Sal 21°C
Çar 22°C
Per 22°C
resim yükle
resim yükle

Yeniden Fethin Fatihini Yetiştirmek

Yeniden Fethin Fatihini Yetiştirmek
Beypark
25.05.2022
86
A+
A-

Değerli Okur Kardeşim; Hendek harbinde, hendekler kazılırken, kimsenin kaldıramayacağı bir tasa rastlanır. Müminler derler ki ‘Ya Rasullallah, biz bu taşı kaldıramıyoruz.’ Bunun üzerine peygamberimiz(s.a.v.) besmele çeker ve kazma ile taşa vurunca, tas üçe parçalanır. Her bir parça ayrı istikamete gider. Bu sıçrayan taşlar üç fethi simgeliyordu. Bunlardan biri İstanbul’un fethi, diğeri İran’ın fethi, diğeri de Mısır’ın fethidir. O günden beri, güzide şehir İstanbul’un fethi için birçok millet seferler düzenlemiştir. Fakat Cenab’ı Allah, fethi Sultan Fatih’e nasip etmiştir. Böylece peygamber efendimizin(s.a.v.) bu büyük müjdesine mazhar olunmuştur. Hem Sultan Fatih, hem onun ordusu ve hem de evlatları olarak bizler bu Hadis-i şeriften elbette gurur ve şeref duyuyoruz. Fetih gerçekleşince Sultan Fatih önce Ayasofya’ya gitti. Orada iki rekâtlık bir şükür namazı kıldı. Ayasofya’yı kıyamete kadar cami olarak kullanılmak üzere vakfetti. Yıllardır Fatihin vakfiyesine muhalif kalan Ayasofya 2020 yılında devlet büyüklerimizin aldığı kararla tekrar ibadete açıldı. Ecdadın lanet olsun dediği kara günlerden kurtulduk. Sevgili Okur Kardeşim; Son dönemlerde gelinen nokta gösteriyor ki milletimizin, yıldırımı havada tutabilecek fikirlere ve bu fikirleri ortaya çıkaracak, amaçları ve hedefleri belli olan, amacı uğrunda bütün zorluklara göğüs gerecek ve bu yolda devam edecek Fatih gibi Fatih’in torunu cevval bir nesile ihtiyacı var. Bu nesil ki, kalbi ilahi aşkla yıkanmış… Bu öyle bir nesil ki, seccadesini gözünden akan ilahi aşkın göz yaşlarıyla müzeyyen kılmış… Bu, öyle bir nesil ki; tam İslam şuuruna haiz, edebiyle, ahlakıyla, yaşantısı ve konuşmasıyla, kısaca bütün beşeri sıfatlarıyla gerçek bir mümin… Böyle bir nesil ise, ancak ve ancak yetiştirilme şartları uygun olursa hasıl olacaktır… Daha çocuk yaşında 7 dili akıcı bir şekilde konuşan ve 12 yaşında koskaca bir devletin idaresini eline alan Fatih’in yetiştirildiği şartlar ne oladır ki küçük yaşına rağmen dünyanın kaderine yön verebilmiştir? Fatih’i Fatih yapan şartlar, bugün de geçerli kılınsa, biliriz ki yeni Fatihler yetişecek, adaletiyle, hoş görüsüyle, ilmiyle, adabıyla, hayatıyla, şu dünyada var olduğu her şeyi ile milletimizin ihtiyacına derman olacaklardır. Peki Fatih’i Fatih yapan şartlar nelerdir? Hiç şüphesiz Şehzade Mehmet’in kulağına Peygamber Efendimiz’in müjdesini ilk fısıldayan annesidir. İffet, şefkat ve basiret örneği bir kadın. Oğlunu karnında taşımaya başladığı andan itibaren sünnet-i seniyye terbiyesi vermiş, abdestsiz yere basmamış, besmelesiz emzirmemiştir. Oğluna bütün bildiklerini öğretip bilmediklerini de öğretebilmek için devrin sadece en büyük âlimlerini değil aynı zamanda da ahlaken en sağlam, amelen en muttaki ve her bakımdan en seviyeli olanlarını tercih etmiştir. “Oğlum, hocanın vurduğu yerde gül biter.” diye de şehzadeyi terbiye etmiştir. Bir annenin gerektiğinde şefkatini saklayabilmesi, yerine göre otoriter, yerine göre yumuşak olabilme dengesini sağlayabilmesi çok nadir görülür. Ekseri şefkatin dozunu fazla kaçırır, çocuklar bunu bencilce istismar edip şımarırlar. Fatih’in annesi bu dengeyi son derece iyi kurmuş; şehzadenin hem sığınağı hem yönlendiricisi hem de korku odağı olmuştur. Fatih’in babası, bir fatihin babası olmaya gerçekten layıktı. Oğlunu söze karışmaması şartıyla daha pek küçük yaşında, müdavimi bulunduğu ilim meclislerine sokmuştur. Fırsat buldukça onunla sıradan her baba gibi oynamıştır. Elinden tutup camilere, medreselere, türbelere götürmüş, din büyükleriyle tanıştırmış, feyizlenmesini sağlamıştır.II. Murat’ın kuşkusuz en büyük eseri, sultan II.Mehmet gibi müstesna bir kabiliyeti yetiştirip tarihe armağan etmesidir.Fatihi dünyada benzersiz bir hükümdar yapan baş mimarı Molla Akşemseddindir. Talebesinin ruhunu gergef gibi işlemiş, kozasını örmüş, nihayet ipek böceği kozasından çıkıp uçmaya başlayınca, kendisi için önünde tek bir rota bulmuştur.Şehzade, en nihayetinde bu rotayı takiple fethi gerçekleştirmiştir. Fetih sırasında karşılaştığı muazzam güçlüklerle ümidi tökezler gibi olduğu bocalayış anlarında hep ak hocasını yanında bulmuş, peygamber müjdesini onun sesinden her duyuşta adeta yeniden dirilmiş nice ümitsizliklerin, tersliklerin üstesinden gele gele yürüyüp Bizans kör düğümünü parçalamıştır. Akşemseddin İstanbul’un manevi fatihidir. Ve harap halde ele geçirilen şehri yeniden inşa eden aksiyonun merkezidir. Bu hafta yazımıza Arif Nihat Asya’nın Fetih Türküsü şiiri ile son verelim: Yürü hala ne diye oyunda oynaştasın, Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın. Sen de geçebilirsin yardan anadan serden, Senin de destanını okuyalım ezberden. Haberin yok gibidir taşıdığın değerden. Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın, Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın. Allah’a emanet olun.

REKLAM-VEREB-L-RS-N
I0SuO.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.